Engelliler Haftası’na dair…

Engelli bireyler yardım değil, haklarının teslim edilmesini istiyor; ayrıcalık değil, eşit fırsat talep ediyor; dışlanmak değil, toplumsal yaşamın aktif parçası olmak istiyor. Unutulmamalıdır ki engellilik bireyin değil, toplumun ortak sorumluluğudur

Engelliler Haftası’na dair…
Yayınlama: 14.05.2026
A+
A-

Aylin Yaman*

Engelliler Haftası, bizler için, yıllardır çözüm bekleyen sorunları görünür kılmak, hak kayıplarını dile getirmek, kamusal sorumluluğu hatırlamak ve temel sorunları bir kez daha hatırlama zamanı…

Tam sayıları bile bilinmeyen, sosyal yardımlarla yaşamaları uygun görülen, Engelliler Haftası’nda bolca çekilen fotoğraflarla vicdanların rahatlatıldığı fakat gerçek sorunların görülmediği bir nüfustur engelliler…

Bugün Türkiye’de binlerce engelli yurttaşımız eğitim almasına, sınavlara hazırlanmasına, meslek sahibi olmasına rağmen çalışma hayatına katılmakta büyük zorluk yaşamaktadır. Engelli bireyler üretmek, çalışmak, toplumsal yaşamın içinde yer almak istemektedir. Ancak karşılarına çoğu zaman yetersiz kadrolar, uygulanmayan kotalar ve ayrımcı yaklaşımlar çıkmaktadır.

Kamuda engelli istihdamı konusunda yıllardır ciddi bir beklenti bulunmaktadır. Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı’na, yani EKPSS’ye giren binlerce yurttaşımız yüksek puan almasına rağmen yeterli kadro açılmadığı için atanamamaktadır. İnsanlar yıllarca emek vermekte, sınavlara hazırlanmakta, umut etmekte; ancak açıklanan kadrolar ihtiyacın çok altında kalmaktadır. Üstelik EKPSS sınav sorularının zorluk derecesi, sınav sürelerinin kısalığı, adeta engelli vatandaşlarımızın bu emeğini hiçe saymaktadır.

Bu nedenle kamuda engelli istihdam kotasının artırılması, artık bir zorunluluktur. Kamu kurumları yalnızca yasal zorunluluğu yerine getiren yapılar değil; topluma örnek olması gereken kurumlardır. TBMM çatısı altında kurulmuş olan Engelli Komisyonu’nda yapılan sunumlarda, birçok kamu kurumunda engelli kotalarında doluluk ve doygunluk gözlenmiştir. Kadroların dolması sevindiricidir fakat doygunluğun olması, kotaların yükseltilebileceği anlamına da gelmektedir. Engelli bireylerin kamuda daha güçlü temsil edilmesi sosyal devlet anlayışının gereğidir.

Ancak şunu özellikle vurgulamak gerekir ki; istihdamın temeli eğitimdir. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmadan, sosyal hayatta gerçek eşitliği sağlamak mümkün değildir. Eğitimde ısrarla söylememize rağmen, “”kaynaştırma eğitimi”, zihniyet olarak mevcut değildir. Bu durum, çocukluk çağından itibaren ayrışmaya ve farkındalığın oturmamasına neden olmaktadır.

Bugün özellikle otizmli bireyler ve birçok özel gereksinimli çocuğumuz açısından en kritik meselelerden biri nitelikli eğitime erişimdir. Dünyada kabul gören ve bireyin gelişimine göre şekillenen en etkili yöntemlerden biri “bireyselleştirilmiş eğitim programları”dır. Ne yazık ki otizmli ve birçok özel gereksinimli bireyi hayata kazandıracak gerçek model olan bireyselleştirilmiş eğitim programı bu ülkede gerektiği şekilde uygulanmamakta, etkili biçimde işletilmemektedir. Üstelik bu alanda yetişmiş insan kaynağı, uzmanlar ve akademik bilgi birikimi bulunmasına rağmen sistem yeterince çalıştırılmamaktadır.

Bugün erken yaşta doğru eğitim desteği alamayan birçok engelli çocuğumuz ilerleyen yıllarda hem sosyal hayattan hem de üretim süreçlerinden uzak kalmaktadır. Bu durum yalnızca birey açısından değil, toplum açısından da büyük bir kayıptır. Eğitim politikalarının merkezine kapsayıcılığı ve bireysel desteği koymak artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.

Aynı şekilde bakım hizmetleri konusunda da uzun yıllardır önemli eksiklikler devam etmektedir. Ağır bakım ihtiyacı olan engelli bireylerin aileleri büyük bir ekonomik ve sosyal yük taşımaktadır. Özellikle bakım veren aile bireyleri, esas olarak da kadınlar, çoğu zaman sosyal yaşamdan ve çalışma hayatından uzaklaşmak zorunda kalmaktadır.

Bu noktada yıllardır orta vadeli planlarda adı geçen ancak hâlâ hayata geçirilmeyen “bakım sigortası” konusunda etkin ve somut bir çalışma maalesef ortaya konulamamıştır. Oysa bakım sigortası yalnızca sosyal yardım meselesi değil; yaşlanan nüfus, artan bakım ihtiyacı ve engelli bireylerin bağımsız yaşam hakkı açısından stratejik bir sosyal politika alanıdır.

Bakım hizmetlerinin yalnızca ailelerin omzuna bırakılması sürdürülebilir değildir. Türkiye’nin profesyonel bakım hizmetlerini güçlendiren, bakım verenleri destekleyen ve uzun dönem bakım sistemini kurumsallaştıran güçlü bir bakım sigortası ya da bakım güvence sistemi modeline ihtiyacı vardır.

Bir diğer önemli mesele ise “çalışma gücü kaybı oranları”nın belirlenmesinde yaşanan sorunlardır. Pek çok engelli yurttaş, sağlık durumu ve günlük yaşamda yaşadığı ciddi zorluklara rağmen çok düşük oranlar verildiğini ifade etmektedir. Bu durum yalnızca teknik bir değerlendirme meselesi değildir; insanların sosyal haklara, emeklilik hakkına ve destek mekanizmalarına erişimini doğrudan etkilemektedir.

Çalışma gücü kaybı oranlarının gerçek yaşam koşullarını ve bireyin iş yaşamında karşılaştığı güçlükleri dikkate alan adil bir anlayışla değerlendirilmesi gerekmektedir. Aksi halde insanlar hem çalışma yaşamında büyük zorluklarla mücadele etmekte, hem de sosyal koruma mekanizmalarından yeterince yararlanamamaktadır.

Özellikle Ekim 2008 öncesi sigorta girişi bulunan engelli çalışanların vergi indirimi üzerinden elde ettiği erken emeklilik hakkına ilişkin yaşanan değişiklikler ve belirsizlikler de ciddi mağduriyet yaratmaktadır.

Yıllarca mevcut mevzuata güvenerek çalışan, prim ödeyen ve hayat planlamasını buna göre yapan birçok engelli yurttaş bugün kazanılmış haklarının geriye götürüldüğünü düşünmektedir. Vergi indirimi üzerinden emekliliğe hak kazanmış kişiler için, çalışma gücü kaybına geçişte, kademelendirilmiş ya da daha uzun vadede başlayacak bilgilendirilmiş bir süreç kurgulanmış olmalı iken, bir anda geçiş, engellilerin umutlarını yerle bir etmiştir.

Bugün erişilebilirlik konusunda da hâlâ ciddi sorunlar bulunmaktadır. Sağlığa erişim konusuna özellikle değinmek gerekir. Daha çok yakın bir dönemde, farklı illerdeki otizmli çocuklarımız, acil hallerine rağmen sağlık hizmetine erişememiş, çocuklarımız ve aileleri ciddi mağduriyet yaşamışlardır. Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda standart bir algoritma düzenlemesi ve hatta acil servislerde sessiz alan benzeri fiziksel koşulların düzenlenmesi gerekmektedir.

Engelli aylıklarına bakıldığında ise, memur maaş katsayısındaki artışa göre güncellenen ve halen %40-69 oranı için sadece 5.381 TL; %70 ve üzeri için 8.086 TL olarak belirlenmiş bir tutardır. Üstelik hesaplamada kullanılan “gelir şartı”, HANE İÇİNDE KİŞİ BAŞINA DÜŞEN GELİRİN, NET ASGARİ ÜCRETİN 1/3’ÜNDEN AZ OLMASI ŞARTI şeklindedir. Yani bireyi esas almaz, hane halkını esas alır ve kişi sayısına böler. Yani bu düşük engelli aylıklarına bile ulaşabilmek çok zordur.

Engelli bireyler yardım değil, haklarının teslim edilmesini istiyor; ayrıcalık değil, eşit fırsat talep ediyor; dışlanmak değil, toplumsal yaşamın aktif parçası olmak istiyor.

Unutulmamalıdır ki engellilik bireyin değil, toplumun ortak sorumluluğudur. Gerçek kapsayıcılık; herkesin eğitimde, sağlıkta, istihdamda ve sosyal yaşamda eşit şekilde var olabildiği bir düzenle kurulabilir.

Bizler engelli bireylerin sosyal yardım nesnesi değil, eşit haklara sahip yurttaşlar olduğunu savunmaya devam edecek, hak temelli sosyal politikaların güçlenmesi için mücadeleyi sürdüreceğiz.

Engelliler Haftası’nın yalnızca sembolik mesajlarla değil; somut adımlarla, güçlü sosyal politikalarla ve gerçek çözümlerle anılmasını istiyor, tüm engellilerimize ve ailelerine güvenli yarınlar diliyorum…

*CHP Ankara Milletvekili

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.