Siyasetin büyük ihtiyacı: MeToo

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, hem iktidarın kurduğu büyük suç düzenini görmek hem de muhalefetin kendi içindeki çürümeyi saklamamasıdır. Çünkü halkın güvenini yeniden kuracak olan şey sessizlik değil, yüzleşmedir

Siyasetin büyük ihtiyacı: MeToo
Yayınlama: 14.05.2026
A+
A-

Prof. Dr. Cem Terzi

Amerika’da başlayan #MeToo hareketi yalnızca, bazı erkeklerin ifşa edilmesi değildi, dahası ve asıl olan şuydu; herkesin bildiği ama kimsenin konuşamadığı ezici, kirli bir sistem vardı, o sistemin karanlık yüzündeki isimler görünür hale geldi; oyuncular, yapımcılar, gazeteciler, siyasetçiler…

Yıllardır “normal” kabul edilen, fısıltıyla konuşulan, kariyer korkusuyla üzeri örtülen ilişkiler bir anda toplumsal teşhire dönüştü.

En önemli kırılma şuydu:

İnsanlar ilk kez “Ben de biliyorum”, “Benim de başıma geldi”, “Ben de sustum” demeye başladı.

Sistem çatladı.

Türkiye’nin de böyle bir kırılmaya siyasette ihtiyacı var.

Bu ülkede herkes her şeyi biliyor:

  • Adaylık süreçlerinde dönen paraları
  • İhale ilişkilerini
  • Belediye çevresindeki rant ağlarını
  • Parti içi klikleri
  • Medya-finans-siyaset üçgenini
  • Akademideki torpil mekanizmalarını
  • Tarikat-cemaat-siyaset ilişkilerini
  • İş insanlarının neden bağış yaptığını
  • Bazı “başarı hikâyelerinin” arkasındaki pazarlıkları Ama bunlar çoğu zaman yalnızca fısıltı olarak kalıyor.

Herkes biliyor.

Fakat hiç kimse yüksek sesle konuşmuyor.

Oysa gerçek değişim tutuklayıp baskı ile itirafçı yaparak ya da iktidarın kontrolünde kurgu bir mahkemede yargılayarak değil, kolektif konuşma cesaretiyle başlar.

Bir ülke ancak utanç duygusunu geri kazanırsa temizlenebilir.

Çünkü en büyük çürüme, yolsuzluğun varlığı değil, yolsuzluğun normalleşmesidir.

Bugün Türkiye’de en tehlikeli şey, insanların artık şaşırmıyor olmasıdır.

Ezberden ve sık sık tekrarlanan “zaten hepsi yapıyor” cümlesi,çürümenin lehine konuşarak, adeta anayasa maddesi haline geldiğinde, halk lehine hukukun üstünlüğü olan demokrasi, içeriden boşaltılmış oldu.

Tam da bundan dolayı, Türkiye’nin gerçektendemokratikleşmesi, birgün binlerce insanın aynı anda şunu söylemesiyle başlayacak:

“Evet. Ben de gördüm.
Ben de biliyordum ve artık susmayacağım.”

Türkiye’de siyaset finansmanı meselesi uzun süredir yarı görünür, yarı inkâr edilen bir alan. Resmi söylemde “halk iradesi”, “parti örgütü”, ”aday belirleme süreçleri” konuşuluyor; ama kulis düzeyinde hemen herkes bazı adaylıkların ciddi para, ilişki ağı, müteahhit desteği, medyabağlantısı ya da ekonomik güç olmadan yürüyemediğini biliyor.

Sorun yalnızca tek tek kişilerin yolsuzluğu değil, daha yapısal bir mesele var:

  • Partilerin finansmanı şeffaf değil
  • Aday belirleme süreçleri demokratik değil
  • Siyaset çok pahalı bir faaliyet haline geldi
  • Belediye başkanlığı özellikle büyük şehirlerde devasa rant ve ihale ağlarıyla iç içe geçti
  • Milletvekilliği bile çoğu zaman ekonomik sermaye gerektiren bir pozisyona dönüştü

Bu yüzden insanlar siyaseti temsil alanı değil, yatırım alanı gibi görüyor. “Harcanan para sonra çıkarılır” mantığı tam daburada doğuyor; bu da, kamusal hizmet fikrini çürütüyor.

Türkiye’de mesele sadece bir partiye özgü değil. İktidar partisi için de, muhalefet için de yıllardır benzer iddialar dolaşıyor. Fark şu: İktidar alanı büyüdükçe ekonomik hacim ve güç ilişkileri de büyüyor. Ama muhalefetin “biz farklıyız” iddiası varsa, onun da çok daha yüksek bir etik standart göstermesi gerekir.

Türkiye’de çoğu zaman mesele suçun varlığı değil, hangi grubun kontrol ettiği oluyor. Bir dönem birlikte hareket eden aktörler çatışınca sistemin içi görünür hale geliyor. İtiraflar da genellikle ahlâki yüzleşmeden değil, güç savaşlarından çıkıyor.

Toplum zamanla bunu “normal siyaset pratiği” gibi kabullenmeye başlıyor. Oysa demokratik bir ülkede belediye başkan adaylığı ya da milletvekilliği, ekonomik güçle satın alınan bir erişim alanına dönüşmemeli. Çünkü o zaman temsil ortadan kalkıyor; geriye yalnızca yatırım yapanların yönettiği bir yalan dolan düzen kalıyor.

Katarsis ve yüzleşme

Bugün mesele artık yalnızca tek tek insanların suçluluğu değil,bütün bir düzenin nasıl çalıştığını görebilmek meselesidir. Muhittin Böcek benzeri kişilerin yıllar sonra, sıkışınca, utanç içinde “itirafçı” olması toplumu temizlemeye yetmez. Çünkü bunlar çoğu zaman hakikatin değil, güç savaşlarının ürünü oluyor. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, bireysel pazarlık itirafları değil, ülkeyi gerçek bir katarsise götürecek büyük bir yüzleşme dalgasıdır. Sağaltım için ihtiyaç duyulan, insanların yalnızca rakiplerini değil, kendi mahallesini, kendi partisini, kendi ilişkilerini de konuşabildiği bir açıklıktır.
Ancak bu yüzleşme olduğu zaman, toplum ilk kez şunu anlayabilir: Sorun birkaç “çürük elma” değil, çürümeyi olağan karşılayan ve normalleştiren kendisinin de bir parçası olduğu sistemin kendisidir.

Devrimi bekleyecek halimiz yok!

Elbette bu yalnızca bireysel ahlak sorunu değildir. Her sosyalistin haklı olarak söyleyeceği gibi, siyaset finansmanındaki çürüme kapitalist düzenin, mülkiyet ilişkilerinin, rant ekonomisinin ve sınıfsal iktidarın ürünüdür. Sermayenin siyaseti belirlediği bir yerde, temsilin kirlenmemesi zaten mümkün değildir. Ama buradan “o halde devrim olana kadar hiçbir şey yapılamaz” sonucu çıkmamalı. Bugün Türkiye’de çok daha acil bir siyasal gerçeklik var. Muhalefet ağır operasyonlarla, yargı baskısıyla, medya kuşatmasıyla ve kriminalizasyonla yok edilmeye çalışılıyor. İktidarın yıllardır kurduğu rant, ihale,
parti-devlet-sermaye düzeni ortadayken yalnızca muhalefet içindeki çürümenin hedef alınması, ahlaki bir temizlik değil, siyasal tasfiye operasyonudur.

Bu yüzden mesele iki yönlüdür.

Bir yandan iktidarın kurduğu büyük yağma düzeni teşhir edilmelidir. Öte yandan muhalefet de “bize saldırıyorlar” diyerek kendi içindeki kirlenmeyi görmezden gelemez. Çünkü demokratik mücadele yalnızca iktidara karşı olmakla değil, kendi mahallesindeki çürümeye de karşı çıkmakla gerçek olur.

Tabii ki nihai çözüm siyasetin sermayeden, ranttan ve sınıf iktidarından kurtulmasıdır. Ancak bugünün görevi acildir. Siyasetin finansmanı şeffaf hale gelmeli, adaylık süreçleri demokratikleşmeli, belediye ve parti ekonomileri
kamu denetimine açılmalı, her partide para-siyaset ilişkisi ifşa edilmelidir.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, hem iktidarın kurduğu büyük suç düzenini görmek hem de muhalefetin kendi içindeki çürümeyi saklamamasıdır. Çünkü halkın güvenini yeniden kuracak olan şey sessizlik değil, yüzleşmedir.

Türkiye’nin siyasal MeToo anı tam da budur: Herkesin bildiği ama kimsenin yüksek sesle söylemediği düzenin, artık saklanamaz hale gelmesi.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.