Dr. Ali Semin’e göre Trump, Gazzelilerin Arap ülkelerine yerleştirilmesi konusunda blöf yapmıyor. Arapların büyük baskı altında olduğunu belirten Semin, üç seçenekleri olduğu görüşünde: Mısır ve Ürdün’ün İsrail ile barışı sonlandırmasi, tüm Arap ülkelerinin savaşı göze alması ya da teslimiyet.
ABD Başkanı Donald Trump görevine Gazze’de ateşkesi sağlayarak başlasa da kısa süre içinde Gazze’deki Filistinlilerin sürülmesi manasına gelen planlarıyla şimşekleri üzerine çekti. Trump İsrail’in topraklarının azlığını vurgulayarak ‘genişleme’ fikrini çağrıştırırken, Mısır ve Ürdün’ün yanı sıra Suudi Arabistan’a da Arap nüfusun kabul edilmesi için tam saha baskı uyguluyor.
Ürdün Kralı Abdullah’ı Beyaz Saray’da ağırlarken ABD’nin Gazze’yi devralacağını belirten Trump, bu toprak modülüne adeta ‘emlak projesi’ olarak baktığını da açıkça dile getirdi.
Şimdi dikkatler Mısır’ın hazırladığı belirtilen ‘Arap Planı’na çevrilmiş durumda.
‘Bölgenin birtakım ülkeleri daha tehlikeli bir bedel ödeyecek’
Dr. Ali Semin’e göre, Trump Ortadoğu’daki ulus devlet yapılarını yıkmak istiyor. Trum’ın Ürdün Kralı ile görüşmesi ve Arap önderleriyle temaslarına atıf yapan Semin, ABD Başkanı’nın Gazze sürgünü konusunda ‘blöf’ yapmadığı görüşünde:
“Trump’ın yaptığı plana baktığımız zaman 5 Kasım’dan bu yana aslıda Ortadoğu’da çok şey değişti. 20 Ocak’ta göreve başladıktan sonra ‘Ortadoğu’ya nasıl biçim vereceğini’ sergilemeye çalışıyor. Daha önce ‘blöf mü yapıyor?’ diye soruyorlardı. Ama Ürdün Kralı ile görüştükten sonra bunun blöf olmadığını ortaya koymaya çalıştı. Ben bunun blöf olmadığını başından beri söylüyorum.
Trump ile bir arada Ortadoğu Biden periyodundan daha farklı bir periyoda girdi. Trump’ın ikinci periyoduyla değil, bir ‘ikinci Trump’ ile karşı karşıyayız. Bu bölgenin kimi ülkeleri daha tehlikeli bir bedel ödeyecek. Bu toprak sorunu yalnızca Ortadoğu ile ilgili değil. Kanada’ya da Panama’ya da aynı şekilde söylüyor. Devlet kavramını yok ediyor, ulus devletleri yıkmaya çalışıyor. Genel olarak Ortadoğu’da birtakım bölgelerde ulus devlet olmadığı için, Arap dünyasında bir şekilde başarma ihtimali yüksek olabilir yahut kısmi de olsa plana koyduğu stratejilerini gerçekleştirebilir. Ama bunu kendi etrafında yapamayacağının altını çizmekte yarar var.”
‘Yarın öbür gün Suriye’nin şu kesimi şunların olsun diyecek’
Semin’e göre Trump dönemi ‘ekonomik ve askeri tehdidin birleşmesi’ olarak okunabilir. Trump’ın Ortadoğu’da pek çok ülkenin topraklarını şekillendirmeye kalkışabileceğini dile getiren Semin, “Yarın Suriye’nin şu kesimi da şunların olsun diyecek” değerlendirmesinde bulundu:
“Bazı yorumcular ‘Trump geldikten sonra Netanyahu gidecek. Trump İsrail’e yardımını kesecek, barış gelecek’ diyorlardı. Türkiye’de dikkat ederseniz Trump’ın gelmesini isteyenler vardı. Ama bunun bizim için çok tehlikeli olduğunu görüyoruz. Bu Gazze problemi çok kolay bir mesele değil, bu mevzuya çok dikkat çekmek gerekiyor. Gazze’deki bu plan gerçekleşirse yarın öbür gün ‘Suriye’nin şu kesimi şunların olsun’ diyecek, ‘Lübnan’ın Güneyi İsrail’in olsun’ deme ihtimali çok yüksek. Bunun dışında Mısır’ın Sina Yarımadası daha önce 1979’a kadar İsrail işgali altındaydı, sonra anlaşma ile geri iade etmişti. ‘Sina Bölgesi çok turistik bir bölgedir. Biz burayı kalkındıralım. Burası da İsrail toprakları olsun’ diyor.
Dikkat ederseniz ‘İsrail harita üzerinde çok küçük, daha geniş olması gerekiyor’ şeklinde bir tipim sergiliyor. Bu blöf yapıyor diye algılanmamalı. Bana göre bu önemli bir plan ve bunu hayata geçirmek istiyor.
Aslında ABD bugüne kadar Ortadoğu’da bütün savaşların, çatışmaların, krizlerin dolaylı bir kesimiydi, destekçisiydi. Trump devriyle ABD direkt savaşların kesimi olacak. Trump, ‘Ukrayna savaşını ben bitireceğim’ dedi. Sen savaşın kesimi değilsen nasıl bitirebilirsin? Diplomaside ara buluculuk var ama bu kadar özgüven olmaz. Trump devrini ekonomik, askeri tehdit ve direkt Amerikan müdahalesi olarak okuyabiliriz. Biden döneminde İsrail’e önemli silah, para ve diplomatik destek verdi. Ama artık ‘Sadece silah vermeyeceğiz, biz bu sürecin parçasıyız’ diyorlar. Amerika’nın yapmak istediği işgalin öteki bir ismidir.”
‘Büyük İsrail projesinin modülü olarak bakmak lazım’
Ali Semin, Batı Şeria konusunda da bir atak görülebileceği görüşünde:
“Biz yıllardır İsrail’i konuştuğumuzda Batı Şeria’da yerleşimcileri konuşuruz. Artık bu yerleşimcileri daha da resmileştirip buna Büyük İsrail Projesi’nin bir modülü olarak bakmak lazım. Trump’ın istediği Amerikan gücünü herkesin hissetmesi ve kabul etmesi. ‘Ya kabul edecekler yahut bizimle çatışacaklar’ diyor. Dünyada yeni dünya sistemini nasıl düzenleyecek? Şu ana kadar bir kriz çıkmıyor. Reaksiyonlar var ama bir savaş, çatışma tepkisi değil. Yalnızca bir ses yükseltme yansısıdır. Ama belli bölgelerde çatışmaya yol açarsa burada çok ıstıraba gireceğini düşünüyorum.
Kral Abdullah’ın durumunu gördünüz, çok acı bir durum. Kral Abdullah daha evvelki ilk döneminde de Trump’la görüşen ilk Arap önderiydi. Şu Anda de görüşmede ilk Arap lideri oldu. Dikkat ederseniz Sisi görüşmesini çabucak askıya aldı, aynı pozisyona düşmek istemedi. Diğer Arap ülkeleri de görüşmeden çekiniyorlar. Bu adam herkesin önünde hiçbir plan söylemiyor, tahminen de içeride konuştuğu şey ile dışarıda konuştuğu aynı değil. Buna da tepki veremedi orada tam manasıyla.”
‘Arap dünyası kendi iç kamuoyunu ikna etmeye çalışıyor’
ABD’nin vatansız bir Filistin inşa etmeye çalıştığını ifade eden Semin, Arap dünyasının şimdiden kendi kamuoylarını ‘ikna çabası’ içine girdiğini söyledi:
‘Bakış açısı zati hepsi Arap değil mi’
Dr. Semin diğer yandan Ortadoğu’da Arap devletleri arasında birleşmeler ve bölünme örneklerine atıfta bulunarak yeniden gibi durumların gündeme taşınabileceğini dile getirdi:
“Bunu yalnızca Trump’la da ilişkilendirmemek lazım. Tarihi bilgisi olan, Ortadoğu’yu çalışan biri olarak söylüyorum bunu; 1970’li yıllarda da ‘Ürdün’ü Filistin devleti olarak yapalım’ dediler. ‘Ürdün aslında Batı Şeria değildi, Doğu Şeria’ydı. Daha önce Kral Hüseyin için İngilizlere, Fransızlara, Osmanlılara karşı bize destek oldu. Biz bunlara bir devlet verdik. Ama bu devletin aslında Filistin olması gerekiyor’ haline getirmek istiyorlar. 1958-1961 yılları arasında Suriye birleşmişti, 1950’li yıllarda aynı şekilde Irak ile Ürdün birleşme kararı almışlardı ama Bağdat Paktı’ndan ötürü, oradaki iki kutuplu dünya sisteminden ötürü başaramamışlardı. Bu sürece baktığımız zaman Arap dünyasındaki ‘Bu iki Arap ülkesini bir Arap ülkesi yapalım. Aslında sizin sloganınız da Arap milletinin birliği değil mi? Nasıl Birleşik Arap Emirlikleri varsa burada da Birleşik Arap Devleti olsun. Filistinlileri alın, Mısır ile de birleşin’ deniyor.
Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra Arap ülkelerini Fransızlar ve İngilizler’den bağımsızlıklarını kazandıkları sürece baktığım zaman hep şunu görüyorum; eninde sonunda iki Arap ülkesini bölerek bir Arap ülkesine dönüştürmek.”
‘Arap ülkelerinin önünde üç seçenek var’
Ürdün ve Mısır’ın Filistinlilerin tamamını almayacağı görüşünü savunan Semin, diğer Arap ülkeleri arasında paylaşımların da gündeme gelebileceğini dile getirdi. Semin’e göre Arap ülkelerinin önünde 3 seçenek var:
“Suudi Arabistan’ın 2030 vizyonu var. Neom diye bir bölge oluşturuyor. Arap ülkelerinde çok çok önemli bir değişim daha var; Irak başbakanı bir proje açıkladı, bir kent daha kuruyoruz dedi. Bu kenti kurma sebeplerine onlar yatırım, istihdam diyorlar. Ama 2 milyon 350 bin Gazzeli var. Mısır ‘2 milyonu kabul edemem. 500 bin sende, 500 bin Ürdün’de olsun. Katar’ın aslında az nüfusu var, toprağı çok, Katar’a da verelim’ diyor. Şu anda Ürdün ve Mısır ile başlatıldı ama şayet bunlar yapamazlarsa kısmen kabul edecekler kısmen de bunu diğer Arap ülkelerine taşıyacaklar. Buna Suudi Arabistan, Katar, Irak adaydır. Bunların temel amaçladığı Gazze’yi Filistinlilerden temizlemek, Filistinlileri de sürgüne göndermek istiyorlar.
Hangi ülke tartışmasından fazla bunu yapıp yapmayacaklarını düşünmek gerekiyor. Bana yapacaklar benzeri geliyor. Zira bunların geri dönüşleri yok, meskenleri yıkılmış. Şu anda Gazze’nin yüzde 80’inin yok edildiğini görüyoruz. ‘Vatanlarını bırakmazlar’ diyenler var. Bu vatan sıkıntısı değil. Vatanlarını nasıl savunacaklar? Arap ülkeleri, İslam dünyası bir silah mı veriyor? Bu yardım tırları ile bu savaşın yürütülmediğini hepimiz biliyoruz. Biraz da elimizi taşın altına koyup o denli konuşmamız lazım.
Arap ülkelerinin önünde 3 seçenek var; birincisi: Mısır dahil normalleşenler İsrail ile alakalarını askıya alacaklarını yahut tek taraflı olarak bu olağanlaşmayı bitireceklerini bildirmeleri lazım; ikincisi: savaşı göze almaları lazım; üçüncüsü: teslim olmak lazım.”
‘Türkiye’nin tavrı net’
Semin, Türkiye’nin de bir kısım Filistinliyi almasının söylediği söz edilen olabileceğini belirtse de bu sorunun asıl muhatabının Arap ülkeleri olacağını vurguladı: