Erdoğan, “Avrupa Birliği üyelik sürecimizi stratejik önceliğimiz olarak görüyoruz. Türkiyesiz bir Avrupa güvenliği düşünülemez. Tam üyelik müzakerelerinin ilerletilmesini bekliyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde düzenlenen Büyükelçiler ile iftar programına katıldı.
Erdoğan konuşmasında “Avrupa’nın ayrılmaz bir kesimi olarak, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecimizi stratejik önceliğimiz olarak görüyoruz. Son devirde yaşanan gelişmeler Türkiye-Avrupa Birliği alakalarının ehemmiyetini bir sefer daha ortaya koymuştur. Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği düşünülemez” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ülkemizin, bölgemizin geleceğinde teröre yer olmadığını herkesin anlamasını, planlarını buna göre yapmasını tavsiye ediyoruz” sözlerini kullandı.
Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“Bu ruh şöleninde bir taraftan kendi iç alemimize doğru derin bir seyahate çıkarken, diğer taraftan da yakın etrafımızdan başlayarak dışarıya doğru bir seyahat gerçekleştiriyoruz. Ramazan-ı Şerif boyunca yardımlaşmayı, dayanışmayı, paylaşmayı daha fazla yüceltirken, dünyanın dört bir ucundaki ihtiyaç sahiplerinin yaşadıklarını da kalbimizde hissetmeye çalışıyoruz. Elimizdeki tüm imkanlarla o kardeşlerimize ulaşmanın, Ramazan sevincimize onları da ortak etmenin çabasındayız. Rahmeti, rahmeti ve huzuruyla Ramazan iklimi yalnızca İslam ülkelerini değil, en ücra köşesine kadar tüm dünyayı kuşatmıştır. Şu an etrafında bir araya geldiğimiz sofra bir insanlık sofrasıdır. Bu sofra Ramazan’ın ruhuna can veren bir muhabbet sofrasıdır. Türkiye’nin bütün gönül dostlarını on altıncı defa buluşturan bu soframızın bölgemizde ve dünyada barışa vesile olmasını temenni ediyorum. Hükümetli konuklar, Ramazan’ın temsil ettiği kıymetlere hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçiyoruz.
Korona virüsü salgını ile başlayan daha sonra patlak veren savaşlarla düzgünce derinleşen ekonomik sorunların dünyanın birçok ülkesinde hala sürdüğünü görüyoruz. Bunun olumsuz yansımalarına, siyasi istikarsızlıklardan sosyal barışın zedelenmesine, kutuplaşmanın artmasından marjinal pozisyonda kalması gereken ırkçı ve aşırı sağcı partilerin önlenemez yükselişine kadar geniş bir yelpazede şahit oluyoruz. İslam düşmanlığı, göçmen karşıtlığı, ticaret savaşları ve çatışmalar kural ve hukuk temelli uluslararası sistemi çıkmaza sürüklüyor.
‘ACIMASIZ BİR ULUSLARARASI GERÇEKLİK İNŞA EDİLİYOR’
Küresel güvenlik mimarisine ve kural temelli sisteme güven azaldıkça maalesef tedirginlik artmakta, her koyun kendi bacağından asılır anlayışı yayılmakta, orman kanunları öne çıkmaktadır. Gücü elinde bulunduranın, zayıfı tahakküm altına alması önemli meseleleri da beraberinde getirmektedir. Dikkatinizi çekiyorum. Zayıfın, mağdurun, mazlumun, güçsüzün hakkını arayabileceği kapılar maalesef teker teker kapanıyor. Sözün tam manasıyla, altta kalanın canının çıktığı daha adaletsiz, daha acımasız bir uluslararası gerçeklik inşa ediliyor. Artan yabancı düşmanlığını, terörizmi, faşist partilerin ve çabucak her krizin hızla çatışmaya evrilmesini bu yeni gerçeklikten bağımsız okuyamayız. Şayet önüne geçilmezse bunun varacağı yer, üzülerek söylemeliyim ki askeri ya da siyasi patlamalar olacaktır. Bunun işaretleri şimdiden görülmeye başlanmıştır. Bundan Ötürü meseleleri vakte bırakarak, meselelere gözlerimizi kapatarak, gelen tehlikeye kayıtsız kalarak hiçbir yere varamayız. Dünya 5’ten büyüktür şiarıyla verdiğimiz mücadele, bırakın sorun çözmeyi, kendisi sorun üreten işte bu global sistemin yerine daha kuşatıcı bir yapının inşası içindir.
‘GÜVENLİK KURULU’NDA VETO YETKİSİNE SAHİP BİR MÜSLÜMAN ÜLKE BULUNMALI’
Şunu bugün bir defa daha açık ve net ifade etmek isterim. Global karar alma düzeneklerinin dünyanın değişen kaidelerine ahenk sağlamasının vakti çoktan gelmiştir. En kolayından dünya nüfusunun dörtte birini oluşturan Müslümanların artık karar alma süreçlerinde hak ettikleri şekilde temsil edilmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nda veto yetkisine sahip bir İslam ülkesinin bulunması gereksinimden öte artık bir zorunluluktur.
‘ZULÜM VE MAĞDURİYETLERİ SONLANDIRMANİN PEŞİNDEYİZ’
Ancak 5 daimi üyenin adaleti esas alan bir güç paylaşımına gitmek yerine, güç temel yüzüyle meseleleri bastırmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Şurası unutulmasın ki, bu değişim dalgasına direnildikçe problemlerimizin hem sayısı hem de ölçeği büyümeye devam edecektir. Tabi bizim bütün bu gerçekleri açık yüreklilikle dinlendirmemizin kimi dostlarımızı şad etmediği şuurundayız. Ama biz dost acı söyler prensibine yürekten inanan bir ülkeyiz. Tenkide uğrasak dahi hakkı, hakikati ve tüm insanlık için en doğru olanı söylemekten geri durmadık, bundan sonra da geri durmayacağız. Değerli konuklar, krizlerle çevrili bir coğrafyada enerji güvenliğinden terörle mücadele, besin güvenliğinden kalkınmaya kritik roller üstleniyoruz. İyi günde dost ve kardeş bildiğimiz insanların kötü günlerinde de yanlarında olmaya çalışıyoruz. 500 yılı aşan esaslı diplomasi deneyimimizin rehberliğinde krizleri çözmenin, insani dram, zulüm ve mağduriyetleri sonlandırmanin peşindeyiz. Bu süreçte unsurumuz şudur mazluma da zalime de kimlik sorulmaz. Biz kriz bölgelerine bakarken etnik aidiyetleri, ilaçları, renkleri, kökenleri değil sırf el uzatılması gereken insanlar görürüz.”
Ayrıntılar geliyor…