Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Zirve içinde geçirdiğim 5. saatin içindeyim ve farklı görev tanımları olan onlarca kişiyle iletişim kurdum. En çok dikkatimi çeken şey; hemen hepsinin medya ve gazetecilik reflekslerine karşı son derece anlayışlı, yatkın ve bilinçli olması. Çekilen bir videonun veya alınan bir ses kaydının kesilmemesi için yoğun çaba gösteriyorlar. Görevlilerle göz göze gelmemeniz imkansız; buradaki önceliğin ikramdan ziyade, işlerin sorunsuz yürümesine yardımcı olmak olduğunu söyleyebilirim. Ekibin bu konudaki yüksek farkındalığı başarılı bir oryantasyon sürecinden geçtiklerini gösteriyor
2004 yılında İstanbul’da düzenlenen ilk NATO Zirvesi’nden tam 22 yıl sonra, 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi bu defa Başkent Ankara’da gerçekleştiriliyor. Zirve katılımcı listesinin kapsamı, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın zirve öncesinde yaptığı açıklamalarla birlikte yükselen “gelişme ve sürpriz” beklentisini tavan yaptırmış durumda. Ukrayna’da devam eden savaşın gündemin ana maddelerinden biri olması ve açıklanması muhtemel karar ve yaptırımlar, bu zirvenin ilk günden unutulmayacak bir etkinlik olacağının sinyallerini veriyor.
Zirve öncesindeki bu heyecan ve hızlı akış; son bir haftada yaşanan akreditasyon krizi ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu gözaltılarla gölgelenmiş durumda. NATO’nun konuya en üst düzeyde dahil olması, akredite olamayan kurumların tepkileri ve yönelttikleri sorular ise halen cevap bekliyor.
“O nasıl akredite olmaz” veya belki benim de dahil olduğum “o nasıl akredite oldu” tartışmaları arasında başlayan ilk günün atmosferini; zirve içindeki medya düzenini, hazırlıkları ve gazetecilere tanınan imkanları sıcağı sıcağına aktarmak istiyorum.
Zirve için ben de diğer meslektaşlarım gibi akreditasyon onayı beklerken, gelen ret yanıtlarıyla umudumu kaybetmiştim. Ancak sonrasında gelen onay e-postasıyla aynı hafta İzlanda’dan Ankara’ya gelerek zirveye katıldım. Bu düzeyde katıldığım ilk uluslararası toplantı olduğunu not etmeliyim; bu yüzden kıyaslama şansım maalesef yok.
Zirve izlenimlerime başlamadan önce itiraf etmeliyim ki; her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş ve sürprizlere yer bırakılmamış. Ankara’ya indikten sonra akreditasyon kartımı almak için ilk durağım İletişim Başkanlığı oldu. 2 bin 500 civarında gazetecinin akredite olduğu konuşuluyor. Katılım bu denli yüksek olmasına rağmen sürecin ilk ayağı oldukça sorunsuz ve hatta keyifli geçti.
Burada, zirve için çalışan tüm personele ayrı bir parantez açmam gerekiyor. Zirve içinde geçirdiğim 5. saatin içindeyim ve farklı görev tanımları olan onlarca kişiyle iletişim kurdum. En çok dikkatimi çeken şey; hemen hepsinin medya ve gazetecilik reflekslerine karşı son derece anlayışlı, yatkın ve bilinçli olması. Çekilen bir videonun veya alınan bir ses kaydının kesilmemesi için yoğun çaba gösteriyorlar. Görevlilerle göz göze gelmemeniz imkansız; buradaki önceliğin ikramdan ziyade, işlerin sorunsuz yürümesine yardımcı olmak olduğunu söyleyebilirim. Ekibin bu konudaki yüksek farkındalığı başarılı bir oryantasyon sürecinden geçtiklerini gösteriyor, tebrik ediyorum.
Akreditasyon işleminin ardından gazeteciler için tahsis edilen servis otobüslerine yönlendirildik. Her otobüste bir polisin ve İngilizceye son derece hakim bir iletişimcinin bulunması çok iyi kurgulanmıştı. Hatta sosyal medyada çeşitli tartışmalara konu olan “Basın Kiti” çantasını benim ve bir yabancı gazetecinin almadığını fark ettiklerinde, aynı otobüsle geri dönüp çantalarımızı almamızı sağladılar.
Çanta içeriği zaten paylaşıldı ancak iki defa yaptığım otobüs yolculuklarında yaklaşık 30 gazetecinin çantalarını açma anlarına tanıklık ettim ve içlerinden memnun olmayan yok gibiydi. Konunun neden tartışıldığının elbette farkındayım ama içeriğin iyi planlandığını ve şık bir hareket olduğunu düşünüyorum. Özellikle kültürümüze uzak yabancı gazeteciler için Türkiye’yi hatırlatacak ufak eşantiyonlar, ilk izlenimin pozitif olmasına büyük katkı sağladı.
Otobüsten indikten sonra çok iyi bir yönlendirme ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içindeki Millet Kütüphanesi’ne alındık. Burada farklı katlarda teknik imkanlarla donatılmış ortak çalışma alanları, canlı yayın noktaları ve içerik üreticilerine uygun, nispeten daha bağımsız bölümler yaratılmış. Yerel ve uluslararası basın, özellikle canlı yayın kabiliyeti olan kanallar için teknik kapasitesi son derece yüksek alanlar hazırlanmış durumda. Alana girdiğim andan itibaren onlarca yabancı kanalın yaptığı canlı yayınlara ve heyecanlarına tanık olmak oldukça keyifliydi. İkramların çeşitliliği ve kalitesi, katıldığım etkinlikler içinde açık ara en iyisi. Gazeteciler için ortak çalışma alanının yemek katında olması da ikramlara olan ilginin bir an bile azalmamasına sebep oluyor diyebilirim.
İlk zirve yazımın içeriğinin çok diplomasi içermediğinin farkındayım ama bu zirve belki de bugüne kadar medya ayağının en çok tartışıldığı zirve olabilir. Dolayısıyla ilk günün ilk yazısının gazetecilere karşı yapılan hazırlık, yaklaşım ve imkanlar üzerine olmasını istedim. Henüz katılımcıların istatistiklerine denk gelmedim ama katılımcıların yoğunluğunu uluslararası basın mensuplarının oluşturduğunu düşünüyorum. En azından ilk günün ilk saatlerinde Millet Kütüphanesi’nde durum bu ve hallerinden de oldukça memnunlar.