Suriyeliler için yeni yasal düzenleme: Ya geri dön ya da köle gibi çalış

Türkiye’nin Suriyeli politikası giderek şu hale geldi: “Ya geri dön, ya da burada haklardan yoksun, ucuz ve güvencesiz emek olarak çalış.” Bu, ne gerçek bir geri dönüş politikasıdır ne de gerçek bir entegrasyon politikası. Bu, ucuz emek üretme politikasıdır

Suriyeliler için yeni yasal düzenleme: Ya geri dön ya da köle gibi çalış
Yayınlama: 01.07.2026
A+
A-

Prof. Dr. Cem Terzi

Türkiye’de Suriyeli sığınmacılar tartışması uzun zamandır geri dönüş ekseninde yürütülüyor. İktidarın yaptığı son düzenleme ise meselenin merkezinde göç değil, emek piyasasının düzenlenmesi ve patronların ihtiyaçlarının karşılanması olduğunu gösterdi.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler için çalışma
izni muafiyeti getirildiğini açıklaması tamamen emek rejimine ilişkin stratejik bir karar.
Mültecilere, sığınmacılara ve göçmenlere çalışma hakkı tanınması, insan hakları
açısından önemli ve gerekli bir adımdır. Ancak konu Türkiye olduğunda şu sorular
kaçınılmaz oluyor: Madem bu insanlar çalışacak kadar kalıcı görülüyor, neden hâlâ “geçici koruma” statüsünde tutuluyorlar? Neden çalışma izni kolaylaştırılırken, buna eşlik etmesi gereken oturma hakkı, sosyal güvenlik, sendikal örgütlenme ve emeklilik gibi temel sosyal haklar konusunda hiçbir adım atılmıyor? Tam tersine, kısa süre önce Suriyelilerin sağlık hizmetlerine erişimi daraltıldı. Bir yandan sosyal haklar budanırken diğer yandan çalışmanın kolaylaştırılması, bu politikanın amacının hak temelli bir entegrasyon değil, güvencesiz emek elde etmek olduğunu gösteriyor.

İçişleri Bakanlığı’nın Haziran 2026 verilerine göre Türkiye’de geçici koruma kapsamında yaklaşık 2,26 milyon Suriyeli yaşamaktadır. Bakanlığın açıklamasına göre 2016 yılından bu yana 1,434 milyondan fazla kişi gönüllü olarak Suriye’ye dönmüştür. Türkiye’deki Suriyeli nüfusun yaklaşık üçte birinin Türkiye’de doğmuş olması, göç olgusunun artık geçici bir durum olmaktan çıkıp uzun vadeli bir
demografi ve emek piyasası meselesine dönüştüğünü göstermektedir.

Son iki yıldır özellikle tekstil sektöründe patronlardan ciddi yakınmalar ve benzer talepler duyuyoruz. ‘Eleman bulamıyoruz’, ‘Suriyeliler giderse üretim durur’, ‘Fabrikalar batar.’ Tabii asıl sorun işçi bulunamaması değil, köle koşullarında düşük ücretle, güvencesiz çalışacak işçi bulunamaması. Yoksa Türkiye’de işsizlik oranı çok uzun yıllardır iki haneli.

Patronlar istedi, iktidar yaptı

2024 yılında MÜSİAD ile UTESAV göç raporu hazırladı. Bu raporda açık açık Suriyeli sığınmacıların ucuz emeğine ihtiyaçları olduğunu belirttiler. Raporda göçmen emeğinin önündeki hukuki engellerin kaldırılması, çalışma izinlerinin kolaylaştırılması ve göçmen işgücünden daha etkin
yararlanılması gibi süslü laflar ile yedek iş gücü olarak göçmenlerin kullanılması öneriliyordu. Bugün açıklanan çalışma izni muafiyeti bu yaklaşımın hayata geçirilmesidir.

Geçtiğimiz yıl Halkların Köprüsü Derneği’nin yayımladığı Göçmen ve Mültecilerle Dayanışma Sempozyumu kitabında bu konuya özel bir yer verilmişti. Türkiye’de göçmen emeği, tekstilden tarıma, inşaattan gıda sektörüne kadar geniş bir alanda kayıt dışı, düşük ücretli ve
güvencesiz çalışma rejiminin temel bileşeni olduğu anlatılmıştı.
Marx’ın ‘yedek sanayi ordusu’ kavramı bu süreci çok net bir şekilde açıklıyor. Kapitalizm yalnızca çalışan işçilere değil, gerektiğinde üretime dahil edilecek geniş bir emek rezervine de ihtiyaç duyar. Türkiye’de uzun yıllardır bu işlevi büyük ölçüde Suriyeli göçmen emeği üstlenmektedir.

Bu emek rejimi yalnızca göçmen emeğiyle kurulmamaktadır. Son yıllarda Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla çocukların eğitim adı altında üretime erken yaşta dahil edilmesi de aynı politikanın bir parçasıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre MESEM kapsamında bugüne kadar binlerce iş kazası yaşanmış, 13 çocuk yaşamını yitirmiştir. Buna rağmen sistemin temel mantığı sorgulanmak yerine sürdürülmektedir. Göçmen emeği ile çocuk emeği farklı toplumsal kesimleri ilgilendirse de, her ikisi de sermayenin düşük maliyetli, esnek ve örgütsüz emek ihtiyacını karşılayan aynı emek rejiminin farklı araçlarıdır.

Türkiye son sekiz yıldır ciddi bir ekonomik krizin içinde. Son yıllarda ücretlerin, enerji maliyetlerinin ve finansman giderlerinin yükselmesiyle
birlikte bazı büyük tekstil şirketleri üretimlerini Mısır’a taşımaya başladı. Mısır daha düşük işçilik maliyetleri, daha ucuz enerji ve ihracat avantajları sunuyor.
Sermaye hiçbir ülkeye sadık değildir; emeğin en ucuz olduğu coğrafyaya yönelir. Suriyeliler için çalışma izni muafiyetinin genişletilmesi devam eden ekonomik krizle birlikte okunmalıdır., Devlet, Türkiye’de kalan üretimin rekabet gücünü koruyabilmek için göçmen emeğini daha esnek hale getirmeye çalışmaktadır. Bu insanların sosyal haklar sağlanmadan, güçlendirilmeden, sendikal hak verilmeden ve kayıt dışılık sona erdirilmeden bu düzenleme yalnızca ucuz emek rejimini yeniden üretme amacındadır.

Türkiye göçmen karşıtı siyaset ile göçmen emeğinden en fazla yararlanan ekonomik düzenin
birbirini tamamladığı trajik bir örnektir. Bir yandan geri dönüş
söylemi sürdürülürken diğer yandan üretim sistemi ucuz göçmen emeğine göre yeniden
düzenlenmektedir.

Dün sermaye ucuz emek için Suriyelileri kullandı. Bugün daha ucuz emek bulduğu için
fabrikalarını Mısır’a taşıyor… İktidar da onlara “lütfen gitmeyin ben bütün kontrol mekanizmalarını kaldırıyorum Suriyelileri tepe tepe kullanın”diyor.
Böyle bir model ne Suriyelilere ne de Türkiyeli işçilere kazandırır. Göçmen emeği ne kadar güvencesiz ve ucuz hale gelirse, yerli işçinin ücretleri ve çalışma koşulları da o kadar kötüleşir. Bu nedenle göçmen emeği ile yerli emek birbirinin rakibi değil, aynı sömürü düzeninin iki mağdurudur.

Türkiye’nin göç politikası ile emek politikası artık birbirinden ayrı düşünülemez! Görüldüğü gibi bugün Türkiye’de yönetilen şey göç değil, göçmen emeğidir.

Uzun yıllardır bu ülkede yaşayan Suriyelileri kayıt dışı ve güvencesiz emek olarak tutmak hem insan haklarına hem de bütün emekçilere zarar vermektedir.

Çalışma hakkı tek başına yeterli olmaz. Ancak oturma hakkı, sendikal örgütlenme hakkı,
sosyal güvenlik ve emeklilik hakkı birlikte tanındığında bir anlam kazanır.
Eşit haklar yalnızca Suriyelileri değil, Türkiyeli işçileri de korur; ücretlerin aşağı çekilmesine dayanan rekabet yerine ortak emek mücadelesinin önünü açar.

Türkiye’nin Suriyeli politikası giderek şu hale geldi:
“Ya geri dön, ya da burada haklardan yoksun, ucuz ve güvencesiz emek olarak çalış.”

Bu, ne gerçek bir geri dönüş politikasıdır ne de gerçek bir entegrasyon politikası.
Bu, ucuz emek üretme politikasıdır.

( ALINTI )

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.