Karar yazarı Demirtaş: Belki de Evre’nin geride bıraktığı en ağır miras, kanserin değil, merhametsizliğin insanı nasıl öldürdüğünü gösteren bu sessiz tanıklıktır
Karar yazarı Şule Demirtaş, kuzeni Birleşik Krallık’ta yaşayan Türk ressam Evre Başak Clarke hakkında kaleme aldığı yazısında, “Ve belki de Evre’nin geride bıraktığı en ağır miras, kanserin değil, merhametsizliğin insanı nasıl öldürdüğünü gösteren bu sessiz tanıklıktır,” dedi.
Evre Başak Clarke, 19 Eylül 2023 tarihinde metastatik bağırsak kanseri teşhisi aldı, kanser karaciğerine sıçradı. Geçtiğimiz haftalarda, sosyal medyadan yaptığı açıklamada doktorların “en fazla 3-4 haftalık” ömrü kaldığını söylediğini duyurdu.
Demirtaş şöyle yazdı:
“GoFundMe üzerinden başlattığı bağış kampanyası, tedavisi ve küçük oğlu Oscar’ın geleceği içindi. Binlerce kişi bağış yaptı, hayatına eklenen her gün için şükretti. Fakat bir başka kesim, kendilerini dolandırılmış gibi hissederek bedduaya sarıldı. Merhametin yerini, ‘ben vermedim ama aldatıldım’ diyen tuhaf mağduriyet edası aldı. Eline hiçbir yardım tanesi dokunmayan birine, o yardımı çalmış muamelesi yapmak… Bu, merhametsizliğin en çıplak haliydi ve Evre kendi hastalığı kadar ruhu kanser olan insanlarla da baş başaydı.
Avustralya’da 2019’da yapılan bir araştırma, ölümcül hastalık kampanyalarının yüzde yetmişinin dolandırıcılık kanıtı olmadan şüpheyle karşılandığını ortaya koydu. Evre, tüm tıbbi raporlarını ve tedavi süreçlerini şeffaf biçimde paylaşmasına rağmen aynı nobran kuşkunun hedefi oldu. Tek amacı, ağır tedavilerle kazandığı her günü, küçük oğluna bırakacağı bir geleceğe dönüştürmekti. Fakat bu çağda merhametin nasıl bir toplumsal refleks haline geldiğini bilenler, bunun bile suçlama konusu yapılabileceğini tahmin edebilir.
Artık insanlar yardım etmeye değil, yardımın hak edilip edilmediğini ispat ettirmeye odaklanıyor. Bu ‘kanıtlama yükümlülüğü’ çoğu zaman son zamanlarındaki insana yükleniyor. Ricky Gervais’in moral mesajlarının ‘kurgu’ denilerek küçümsenmesi, fotoğraflara ‘manipülasyon’ yaftası vurulması, hastalığının aslında olmadığı… akla hayale gelmeyecek senaryolar… Bunlar, hayatının en zor dönemini yaşayan bir kadının kalan zamanını savunma yapmaya zorlayan zalimliğin örnekleri. Boğulmakta olan birine ‘yüzme sertifikan var mı?’ diye bağırmaya benziyor tüm bu olanlar.
Merhamet yavaş yavaş öldü. Önce yerini şüphe aldı, sonra sorgulama, en sonunda da yargısız infaz. Bugün acı çekenin doğruluğu kendi sözünde değil, sosyal medyanın kanaatinde aranıyor. Kanaat oluşmadığında, yaşam savaşı veren de sanık sandalyesine oturtuluyor.
Bir gün bu olay arşivlere ‘metastatik kanserli kadın yaşamda kalım mücadelesi verirken dolandırıcılıkla suçlandı’ diye geçtiğinde, bu yalnızca onun değil, hepimizin kim olduğunun kaydı olacak. O gün geldiğinde aynaya baktığımızda göreceğimiz şey kendi yüzümüz değil, merhametsizliğin, küçülmüş ve çürümüş insanlığımızın yüzü olacak. Ve belki de en büyük utancımız, bunu olağan saymış olmamız olacak.
Evre’nin hikâyesi, yalnızca bir kadının hastalıkla mücadelesi değil, bu çağın merhamet yitimini gösteren bir ibret tablosudur. Çünkü artık yardıma uzanan eller iyileştirmekten çok sorgulamakla meşgul. Eskiden yardım edilecek kişinin ‘hak edip etmediği’ sorulmazdı. Şimdi ise paranoyak ve sevgisiz bir toplumun içinde, merhametin tabutuna son çiviyi hep birlikte çakıyorlar. Bu sadece merhametin ölümü değil, insanlığın kendi kökünü kurutmasıdır.
Ve belki de Evre’nin geride bıraktığı en ağır miras, kanserin değil, merhametsizliğin insanı nasıl öldürdüğünü gösteren bu sessiz tanıklıktır.
Değil kendisi, aile bireyleri, kuzeni olan ben dahi öyle ithamlara maruz kaldık ki insanlığa olan son inancım da Evre’nin süreciyle birlikte bitti, gitti.”
Yazının tamamı için .