Amedspor saha dışındaki maç

Amedspor’un hikâyesi bir futbol hikâyesi değildir. Bu, bastırılmak istenen bir kimliğin, silinmek istenen bir hafızanın ve yalnız bırakılana rağmen kurulan bir dayanışmanın hikâyesidir

Amedspor saha dışındaki maç
Yayınlama: 05.05.2026
A+
A-

Prof. Dr. Cem Terzi

Türkiye’de futbolun hiçbir zaman yalnızca futbol olmadığının en açık örneklerinden birini yaşadık. Amedspor’un hikâyesi, bir spor kulübünün rekabeti değil, kimliğin, hafızanın ve siyasal çatışmanın sahaya yansımasıdır. Bu kulüp, Türkiye futbol tarihinde yalnızca futboluyla değil, maruz kaldığı ayrımcı ve politik baskıya karşı verdiği mücadele ile de tarih yazdı.

Kulüp 2014’te adını “Amedspor” olarak değiştirmek istediğinde, Türkiye Futbol Federasyonu bu ismi uzun süre kabul etmedi. “Amed” kelimesinin Diyarbakır’ın Kürtçe adı olması gerekçe gösterildi. Federasyon, bu ismin “siyasi çağrışım” taşıdığı yönünde karar aldı. Kulüp defalarca başvuru yaptı, reddedildi. Sonunda isim “Amed Sportif Faaliyetler Kulübü” şeklinde kabul edildi.

2015–2016 sezonu, bu zorlu sürecin kırılma noktalarından biriydi. Sakaryaspor ile oynanan Türkiye Kupası maçında sahaya giren kişiler Amedspor futbolcularına saldırdı. Bu olay, tribün şiddetinin ötesinde, siyasal bir hedef göstermenin sahadaki karşılığıydı.

2016 yılında Amedspor forması giyen Deniz Naki, sosyal medya hesabından yaptığı ve çatışmaların sona ermesini, barışı savunan bir paylaşım nedeniyle Türkiye Futbol Federasyonu tarafından 12 maç men ve para cezasına çarptırıldı. Bu ceza ifade özgürlüğünün cezalandırılmasıydı. Olay bununla da sınırlı kalmadı. Naki, hedef gösterildiğini açıkladı, yoğun medya baskısına maruz kaldı ve 2018 yılında Almanya’da otoyolda silahlı saldırıya uğradı.

2016–2018 yılları arasında Amedspor deplasmanları, sistematik biçimde gerilim alanlarına dönüştü. Irkçı sloganlar, sahaya atılan cisimler, güvenlik zafiyetleri… Bu durum tesadüfi değildi. Bu, toplumsal kutuplaşmanın tribünlerde örgütlenmiş haliydi. Hiç bir maç olaysız oynanmadı. Amedspor yalnızca rakip takımlarla değil, aynı zamanda ırkçı saldırılarla mücadele ediyordu.

2019 yılında “Çocuklar ölmesin maça gelsin” pankartı nedeniyle soruşturma açılması, başka bir eşiği ortaya koydu. Artık yalnızca kimlik değil, barış talebi de cezalandırılıyordu.

2022–2023 sezonunda Bursaspor deplasmanında yaşananlar ise bu sürecin en çıplak ve en sembolik anlarından biri oldu. Tribünlerde açılan pankartlar, Türkiye’nin yakın tarihindeki şiddet rejimlerine doğrudan gönderme yapıyordu. “Beyaz Toros” imgesi ve 1990’lı yılların faili meçhul cinayetleriyle özdeşleşmiş Yeşil gibi kişiler, yalnızca birer görsel
değil; kolektif hafızaya yöneltilmiş açık bir tehditti.

“Beyaz Toros”, bu ülkede özellikle Kürtler için bir araç değil; zorla kaybetmenin, işkencenin ve devlet şiddetinin simgesidir. Bu sembollerin bir futbol maçında Amedspor’a karşı kullanılması, basit bir provokasyon değildi. Bu, geçmişteki şiddetin bugüne taşınmasıydı. Bu, hafızanın hedef alınmasıydı.

Bu tabloya son olarak, Leyla Zana’ya yönelen nefretin tribünlerde yeniden üretilmesini de eklemek gerekir. Zana, Türkiye’nin yakın tarihinde yalnızca bir siyasetçi değil, Kürt kimliğinin inkarına karşı verilen mücadelenin, bedel ödemiş bir hafızanın simge isimlerinden biridir. Bu nedenle ona yönelen küfür ve hedef göstermeler, bireysel bir saldırı değil, doğrudan bu hafızaya ve temsil ettiği politik varoluşa yöneliktir. Tribünlerde dile gelen bu dil, spontane bir
öfkenin değil, yıllardır sistematik olarak üretilmiş inkarın ve düşmanlaştırmanın örgütlü devamıdır. Bir futbol maçında Zana’nın hedef haline getirilmesi, sahadaki oyunun çok ötesine geçen bir gerçeği açığa çıkarır. Bu ülkede bazı kimlikler hâlâ meşru kabul edilmemekte ve bu meşruiyet krizi, futbol gibi en görünür alanlarda yeniden sahnelenmektedir. Dahası, bu nefret dili yalnızca etnik kimliği hedef almakla kalmaz. Aynı zamanda açık bir cinsiyetçi şiddet biçimi olarak ortaya çıkar.

Kürt kadınlarına yönelen küfürlerin büyük bölümü, doğrudan beden, namus ve cinsellik üzerinden kuruludur. Bu dil, tesadüfi değildir; patriyarkanın ve milliyetçiliğin kesiştiği yerde üretilen, kadın bedenini aşağılayarak toplumsal bir kimliği bastırmayı amaçlayan bilinçli bir tahakküm aracıdır. Bu nedenle tribünlerde yükselen söylem, yalnızca bir “taraftar tepkisi” olarak görülemez. Bu, etnik nefret ile cinsiyetçi şiddetin birleştiği, kamusal alanda meşrulaştırılmaya çalışılan bir linç dilidir. Bu linç dili de cezasız kalmıştır.

Amedspor bu koşullarda var olmaya devam etti. Sahada kaldı. Oynamaya devam etti. Bu yüzden Amedspor’un hikâyesi bir futbol hikayesi değildir. Bu, bastırılmak istenen bir kimliğin, silinmek istenen bir hafızanın ve yalnız bırakılana rağmen kurulan bir dayanışmanın hikâyesidir.

Top yuvarlandı, oyun devam etti derler. Ama bu hikâyede sahada dolaşan yalnızca top değildi. Hafıza da sahadaydı ve “Biz buradayız. Gitmiyoruz” dedi.

Kürtlerin yoğun olduğu illerde Amedspor’un gördüğü destek, sıradan bir taraftar coşkusunun çok ötesindedir. Bu kulüp, birçok kişi için bir futbol takımından ziyade, tanınma talebinin ve kolektif varoluşun simgesine dönüşmüştür.

Amedspor’un “milli takım gibi” görülmesi, yalnızca duygusal bir ifade değildir. Bu, inkara karşı futbolun bir ifade zemini haline gelmesidir. Bu nedenle bu coşku, yalnızca bir spor başarısının sevinci değil; görünür olmanın ve birlikte var olabilmenin coşkusudur. Bu sahiplenme, sportif değil, politik ve toplumsal bir dayanışma gösterisidir.

Bugün Amedspor’un yükselişi yalnızca bir lig başarısı değildir. Bu, bastırılmak istenen bir hafızanın görünürlük kazanmasıdır. Eğer bu ülke, Amedspor’un Süper Lig yolculuğunu hala ırkçılık, nefret ve dışlama üzerinden karşılamaya devam ederse, bu yalnızca bir futbol meselesi olmayacaktır. Bu, birlikte yaşama iradesinin zayıflaması anlamına gelir. Bu, siyasetin en temel zeminlerinden birinin aşınması demektir.

Ama başka bir ihtimal de var. Amedspor’un varlığı, bu ülkeye bir fırsat da sunuyor. Farklılıkların bastırılmadan, tehdit edilmeden, yan yana var olabildiği bir zemini kurma fırsatı. Çünkü futbol, yalnızca ayrışmanın değil, aynı zamanda karşılaşmanın ve tanımanın da alanıdır.

Bu ülke ya tribünlerdeki nefret ile küçülecek ya da sahadaki karşılaşmayla büyüyecek. Amedspor’un hikâyesi henüz bitmedi. Ama nasıl biteceği, artık sadece bir kulübün değil, bu ülkenin nasıl bir gelecek istediğinin de hikâyesi
olacak.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.