“Casusluk” davası | Necati Özkan: Bu iddianamenin dayanağı olan her şey çöktü; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına karşı yazılmış bu metin, alenen iftiradır

Casusluk davasında savunma yapan İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan, “Hakikat ortadayken mesele artık hakikati bükmek bile değil, açıkça iftiradır bu. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazılmış …

“Casusluk” davası | Necati Özkan: Bu iddianamenin dayanağı olan her şey çöktü; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına karşı yazılmış bu metin, alenen iftiradır
Yayınlama: 12.05.2026
A+
A-

Casusluk davasında savunma yapan İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan, “Hakikat ortadayken mesele artık hakikati bükmek bile değil, açıkça iftiradır bu. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazılmış bu metin alenen iftiradır. Ben sizin düşmanınız mıyım? Ne yaptım ben size? Ne istiyorsunuz benden? Ben profesyonel bir iletişimciyim. Siyasetçi bile değilim. Herhangi bir siyasi partiye üye değilim. Casusluk isnadını tümüyle reddediyorum. Bunu hayatım boyunca şahsıma yöneltilmiş en ağır hakaret olarak kabul ediyorum” dedi.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında “siyasal casusluk” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşmasının ikinci günü, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan 4 no’lu duruşma salonunda görülüyor.

Merdan Yanardağ’ın ve avukatlarının savunmasını tamamlamasının ardından duruşmaya bir saat ara verildi. Aradan sonra Necati Özkan’ın savunması başladı.

“HUZURDAKİ DAVA EFTEN PÜFTEN GEREKÇELERLE KOTARILMIŞ, HAKİKAT DIŞI BİR DAVA”

Özkan, 14 aydır da İBB ana davasından tutuklu olduğunu, her iki davada da herhangi bir suç işlemediğini, kanuna aykırı, ahlaka aykırı, adaba aykırı hiçbir iş yapmadığını belirterek, “Bugün burada bulunmamın benimle ilgili olmadığını da çok iyi biliyorum. Hukuka, adalete olan inancım, devlet terbiyemle, 10 yılı aşkın Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yaptığım görev nedeniyle ve bu ülkenin geleceğine inancım nedeniyle sabrediyorum. Elbette ki 67 yaşında bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak zamanımın çok sınırlı olduğunu da biliyorum ama yapacak başka hiçbir şeyim olmadığı için de sabrediyorum” diye konuştu.

Bu davanın, “eften püften gerekçelerle kotarılmış, hakikat dışı bir dava” olduğunu söyleyen Özkan, “Bu davayı, Türkiye’nin, medyanın, milletin, devletin zamanını boş yere çalan bir dava olarak görüyorum ve tabii ki mahkeme heyetlerinin de, başta siz de dahil olmak üzere, zamanını boş yere çalan bir dava olarak görüyorum” dedi.

“SAATLERCE DÜŞÜNDÜM, HÜSEYİN GÜN’ÜN KİM OLDUĞUNU HATIRLAYAMADIM”

Casusluk soruşturması açıldığı haberlerini gördüğünde, dosyanın içinde kendi adının da geçtiğini fark ettiğini belirten Özkan, şunları kaydetti:

“Hüseyin Gün diye bir isimden bahsediliyor, benim adımdan bahsediliyor ve Ekrem İmamoğlu’ndan bahsediliyor. Şaka gibi, inanamadım.

Hafızamı zorladım ya Hüseyin Gün kim, benim bu adamla ne ilişkim olabilir? En ufak bir şey hatırlayamadım sayın başkan. Bütün kutsallarım üzerine yemin ederim saatlerce düşündüm hiçbir şey hatırlayamadım. Size yine yemin ederim, buradan hanımefendiyi çıkarsanız Hüseyin Gün’ü yine hatırlayamam. Hatırladığım yegane şey müteveffa Seher Hanım oldu. Çünkü Seher Hanım’ı bu ikinci görüşümdü. Seher Hanım’ı daha önce çok benzer bir kıyafetle benim ofisimde görmüştüm. Gördüğüm andan itibaren zaten o kadar sürreal bir fotoğrafı var ki, sanki 1840’ların 50’lerin Paris’inden çıkmış bir hanımefendi o kılığıyla, kıyafetiyle falan ofisimize geldiği zaman onu bir daha unutma imkanınız yok. Adını hatırlamayabilirsiniz, niçin geldiğini hatırlamayabilirsiniz ama o kişiliği unutma imkanınız yok.”

“MERDAN YANARDAĞ’LA HAYATIMDA İKİ KEZ BİR ARAYA GELDİM. BİRİ DÜN, BİRİ BUGÜN BURADA”

Necati Özkan, aynı davanın sanığı gazeteci Merdan Yanardağ ile hayatında iki kez bir araya geldiğini de belirterek, şöyle devam etti:

“Biri dün, biri bugün burada. Daha önce Merdan Yanardağ’la bir kere bile hayatımda bir araya gelmişliğim yok. İki defa telefon ettiğimi biliyorum. Bir Covid nedeniyle hastalanmıştı, onu televizyon kanalından duydum. Telefonunu buldum, şahsi telefonunu ve kendisini aradım. İkinci defa da bir karartma uygulaması gelmişti RTÜK tarafından, geçmiş olsun demek için aradım. O da bana, ‘Siz bize niye reklam vermiyorsunuz?’ diye sitem etti. Bütün hikaye bu kadar. Dahası şu; Merdan Yanardağ, kusura bakmayın ama gerçeği söylemek zorundayım, Merdan Yanardağ Ekrem İmamoğlu aleyhinde konuştuğu gibi, ki bu onun bağımsız gazeteci olduğunun ispatı, benim aleyhimde de konuşmuştur. Benim bir kitabım çıktı, dördüncü ya da beşinci kitabım; ‘Kahramanın Yolculuğu’ ve aslında 2019 seçim kampanyasının her detayı orada vardır sayın başkan, sayın heyet. Her detayı. Neyi nasıl yaptığımız gün gün her detay orada vardır, 300 sayfalık bir kitap. Bir kampanya nasıl yapılır diye bizden sonraki nesillere bırakmak üzere yazdığım bir kitaptır o, orada her şey var. O kitap CHP içerisinde bir dalgalanmaya neden oldu. Merdan Bey de o kitapta dedi ki: ‘Necati Özkan bu kitap vasıtasıyla seçimleri kendisinin kazandığını söylemeye çalışıyor galiba.’ ki öyle bir şey yoktu. Ben aslında bu seçimleri on binlerce, yüz binlerce insanın emeğiyle kazanıldığını anlatıyorum o kitapta, o çabalarını anlatıyorum. Dedi ki: ‘Galiba öyle söylüyor ama koskocaman bir parti dururken bir siyasi danışmanın, bir kampanya direktörünün, bir iletişimcinin gelerek seçim kazanması mümkün değildir’ dedi. Doğru dedi aslında, katılıyorum.”

“42 YILDIR ÇALIŞTIĞIM ŞİRKETİ KAPATMA NOKTASINA GETİRDİ BUGÜN BU SİSTEM MAALESEF”

Necati Özkan, 14 aydır hayatından uzak kaldığını, 42 yıldır çalıştığı şirketinin kapatma noktasına geldiğini ifade ederek, “Ne olduğunu bilmediğim bile benim için hem ticari anlamda hem siyasi anlamda hem iletişim anlamında hiçbir değeri olmayan bir ilişkiden sonra ben bir vatan haini olarak gazetelerde, televizyonlarda haftalarca casus olarak ilan edildim. Ya bu nasıl bir şey? Bir ülke kendi vatandaşına bunu nasıl yapabilir? Cumhuriyet Başsavcılığı bunu nasıl yapabilir? Ben hiç mi insafınız yok, kanuna hiç mi bağlılığınız yok? Kanun sadece vatandaşlar için geçerli değildir ki, kanun kanun uygulayıcılarını da bağlar; herkesi bağlar” diye konuştu.

Özkan, 2014 seçimlerinde CHP ile çalışmaya başladığını, Ekrem İnanoğlu ile tanışıklığının da o tarihe dayandığını anlattı. Necati Özkan, şöyle konuştu:

“2014’te CHP’nin Türkiye çapındaki bütün yerel seçim kampanyalarını yaparken Ekrem Bey de aday olduğu için kendisiyle o tarihten itibaren çalışmaya başladık. İşte huzurunuzdaki davada bulunmamın yegâne nedeni de bu ilişkidir. Yani o güne kadar yaptığım işler değil, Ekrem İmamoğlu gibi kimsenin tanımadığı bir adamın yükselişine destek olmamdır. Sanki ben olmasam Ekrem Bey aynı yere gelmeyecekmiş gibi… Siyasi iletişimcileri ne kadar önemli ve güçlü görüyorlar, anlamak imkânsız. Dolayısıyla bu absürt davanın sanığı olmamın yegâne nedeni Ekrem İmamoğlu’nun seçim kampanyalarını yönetmiş olmamdır.”

Kampanya süreçlerine başkasını karıştırtmadığını, adayın veya liderin onayı geldikten sonra dışarıdan gelecek her türlü müdahaleyi engelleyecek tedbirler kurduğunu aktaran Necati Özkan, “Hüseyin Gün ve rahmetli manevi annesi benimle temasa geçtiğinde de bunu böyle algıladım. ‘Tamam, birileri var, kampanyaya dahil olmak istiyorlar, önemli siyasi referansları da kullanarak ulaşmaya çalışıyorlar. Bana ulaşmazlarsa başkasına ulaşacaklar ve kampanyayı rotasından çıkaracaklar’ diye düşündüm. Bu nedenle ‘Tamam, gelsinler, görüşelim’ dedim. Hüseyin Gün’le ilişkilerimiz, bu nedenlerle başlamadan bitmiş bir ilişkiydi zaten. Kendisinin iş insanlığı, saygınlığı, birçok ülkede önemli işler yapması, büyük küçük bütçe demeden farklı alanlara yatırım yapması başka bir şeydi; ancak bana sunduğu alan benim kabul edebileceğim bir alan değildi.

“İhbarın temelinde para kavgası var”

Seçimin kazanılmasının ardından Hüseyin Gün’ün talebiyle bir öğle yemeğinde buluştuklarını, Gün’ün sunum yaptığını, ücretin çok yüksek istenmesi nedeniyle sunumdan sonra artık bu işi sürdürmenin anlamsız olduğu kanaatine vardıklarını belirtti. Özkan, şöyle konuştu:

“O gün Sayın Hüseyin Bey’le hayattaki son buluşmamız ve son mesajlaşmamızdır. Bir daha hiçbir temasımız olmadı. Ta ki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan tedbir kararına kadar. Onun olduğunu bile sonradan öğrendim. Seher Hanım’ın öz oğlunun mesele yaptığı ve bu davanın açılmasına neden olan ihbarın temelinde bu para kavgası var. O çocuk, Hüseyin Bey’in annesinden 2.4 milyon dolar aldığını düşünüyor. Hüseyin Bey ise o paranın kendisine ait olduğunu söylüyor. Benim gördüğüm fotoğraf şu: Eğer o kavga yaşanmasaydı bu dava hiç açılmayacaktı. Fotoğraf budur. İddianamede Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün ortak kullandığı söylenen 10 telefon numarası yer alıyor. Bunlardan yalnızca biri gerçek bir kişiye ait. Ender Merter… Allah uzun ömürler versin, eski bir televizyon programcısı ve reklam ajansı yöneticisi, benim yıllardır sektörden tanıdığım bir meslektaşım. Onun dışındaki numaraların tamamı call center ya da spam hatlar; gerçek kişiler değil. Birinci “kanıt” bu. İddianamede, ‘Necati Özkan ile Hüseyin Gün arasında inanılmaz bir baz yoğunluğu var’ deniyor. O kadar çok baz eşleşmesi yazmışlar ki arkadaşlardan rica ettim, ‘Hüseyin Gün’ün adresini bir bulabilir miyiz?’ Çok şükür iddianamede adres bilgisi yer alıyordu. Onu aldım arkadaşlara verdim. Haritada seçim koordinasyon merkezini, benim ofisimi, evimi, İBB Başkanlık Konutu’nu ve Seher Hanım’ın evini işaretledik. Biz Sayın Hüseyin Gün’le yarıçapı bir kilometre olan küçücük bir alanda yaşıyoruz. Hatta iki kilometrelik alana İstanbul Çağlayan Adliyesi bile giriyor neredeyse. Benim hayatımın 24 saati ofisimle evim arasında geçiyor. Hüseyin Gün de bu bölgeye gelip gittikçe doğal olarak baz veriyoruz. İkinci mesele de bu. Tamamen boş bir iddia.”

“10 görüşme ters çevirilip kopyala yapıştır yapılmış”

Necati Özkan, iddianamede, kendisiyle Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ arasındaki telefon görüşmeleri listesinin bulunduğunu, toplam 20 görüşmenin gösterildiğini belirterek, “Ancak detaylı baktığınızda, 10 görüşmenin ters çevrilip kopyala-yapıştır yöntemiyle iki kez yazıldığını görüyorsunuz” dedi.

Özkan, “Hüseyin Gün’le ilgili vardığım sonuç şu oldu: İlk izlenimim doğruymuş. Kendisi teknoloji alanının uzmanı olmadığı gibi siyasi analiz ve siyasi iletişim alanının da uzmanı değil. Bu alanlarda bir startup kurmuş, bir şeyler yapmaya çalışan bir girişimci profili var. Rahmetli manevi annesi de oğlunu övmeye çalışırken aslında o 2,4 milyon dolarlık parayı kurtarmaya çalışıyormuş. Üstelik üzerine bir de ileride kâr etmeyi planlıyorlar. Benim gördüğüm fotoğraf bu. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli fırsat alanlarını kovalayan çok yönlü bir iş insanından bahsediyoruz. Bu kadar alana yayılmış birinden casus çıkarmaya çalışmak başlı başına absürt. MASAK raporundan benim anladığım ise şu: Türkiye’deki girişimlerinin çoğu sonuçsuz kalmış, şirketlerinin ciddi bir cirosu görünmüyor. Belki yurt dışındaki şirketleriyle farklı işler yapıyordu, onu bilemem” ifadelerini kullandı.

Necati Özkan, İBB uzantılı e-mail hesaplarının önemli bir kısmının gerçekte aktif ya da geçerli hesaplar olmadığının anlaşıldığını söyleyerek, Dark Web’e verilerin 2005, 2008, 2014, 2016 ve 2017 tarihlerinde yüklendiğini ve yapan kişilerin de Polonyalı ve Ukraynalı iki hacker olduğunun ortaya çıktığını bildirdi.

“Bu iddianamenin dayanağı olan her şey çöktü”

İBB çalışanlarına ait olduğu iddia edilen şifrelerin, gerçekte 8 ila 12 karakter uzunluğunda şifrelerden oluştuğunun da ortaya çıktığını söyleyen Özkan, şunları kaydetti:

“Yani bu iddianamenin dayanağı olan her şey çöktü. Her şey. O kadar gözü kara bir metin yazılmış ki; ‘Ne yapalım, önemli değil, yeter ki uzasın ve bir algı operasyonu yürüsün’ anlayışıyla hazırlanmış sanki. İddianame diyor ki Sayın Başkan; “İBB’ye ait mail içerikleri ve datalar istihbarat servisleri tarafından ele geçirilmiş, bu datalar algı oluşturmak suretiyle seçimin şüpheli Ekrem İmamoğlu lehine manipüle edilmesinde kullanılmış ve böylelikle casusluk faaliyeti gerçekleştirilmiştir.” Hangi istihbarat servisi? Kim olduğu belli değil. Kuzey Kore mi, Suudi Arabistan mı, başka bir ülke mi? Ortada somut hiçbir şey yok. Yani denmek istenen şu: ‘Ekrem İmamoğlu kazanmışsa kesin bir manipülasyon vardır. Hiçbir şey olmadıysa bile muhakkak bir şey olmuştur’ İddianamenin özeti bu.

Eğer ortada bir casusluk eylemi varsa ve bundan yabancı devletler değil de Türkiye’deki muhalefet, Türkiye’deki demokrasi fayda sağlıyorsa, burada casusluktan söz edilemez. Dolayısıyla sorular çoğaltılabilir. Nereden bakılırsa bakılsın bu iddianame; dediğim gibi, içi boş bir iddianamedir. Giderayak hazırlanmış bir iddianamedir. Hakikat ötesi bir iddianamedir. Ben hayatım boyunca bu ülkeye en iyi bildiğim yolla hizmet ettim. Çok çalışarak, işimi en iyi şekilde yaparak, bu ülkenin markalarına, kurumlarına, devletine hizmet ederek, yüksek vergi vererek, istihdam sağlayarak yaşadım. Casusluk isnadını tümüyle reddediyorum. Bunu hayatım boyunca şahsıma yöneltilmiş en ağır hakaret olarak kabul ediyorum. Sayın heyetinizden; dosyaya sunduğumuz dilekçeleri, uzman mütalaasını, bilirkişi raporlarını ve bugün huzurda yaptığımız savunmayı değerlendirerek tahliyeme karar vermenizi arz ve talep ediyorum. Aylardır aleyhimde yürütülen, bir itibar suikastına dönüşen bu gayrihukuki davanın süratle beraatle sonuçlandırılmasını talep ediyorum.”

Özkan’ın da savunmasının ardından, davada tüm sanıklar savunmasını tamamladı.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.