Çernobil’in yıldönümü: Türkiye olası bir nükleer felakete nasıl hazırlanıyor?

Ukrayna’daki nükleer güç santralinde yaşanan felaketin üzerinden 40 yıl geçti. Uzmanlar ve yetkililer, günümüzde bölgedeki savaşlardan dolayı nükleer facia riskinin giderek tırmandığını söylüyor. Peki Türkiye nükleer krize hazır mı? Sızıntı tespit edilirse nasıl bir plan uygulanacak?

Çernobil’in yıldönümü: Türkiye olası bir nükleer felakete nasıl hazırlanıyor?
Yayınlama: 26.04.2026
A+
A-

BBC Türkçe

Ukrayna’daki Çernobil nükleer güç santralinde yaşanan facianın üzerinden 40 yıl geçti.

Tesisteki dördüncü reaktörde yaşanan patlama sonucu 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 50 katı radyasyon çevreye yayıldı.

Radyoaktif madde yüklü bulutlar başta komşu ülkeler olmak üzere dünyanın birçok yerine dağıldı.

Çernobil’in doğrudan ve dolaylı olarak 200 bin kişinin ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor.

Son dönemde Ukrayna ve İran’daki savaşlarla birlikte yeni bir nükleer facia yaşanması riski sık sık gündeme geliyor.

Yetkililer özellikle nükleer enerji santrallerinin hedef alınmaması gerektiğini söylese de bu tesisler vuruluyor.

Uzmanlara göre modern nükleer güvenlik ve erken uyarı sistemleri sayesinde Çernobil gibi bir felaketin tekrar yaşanma ihtimali oldukça düşük.

Peki halihazırda bir nükleer santralin inşa edildiği, en az iki tanesinin daha inşa edilmesinin planlandığı Türkiye olası bir nükleer sızıntıda ne yapacak?

Türkiye’nin erken uyarı sistemi nasıl çalışıyor?

Türkiye’de olası radyoaktif sızıntı ve nükleer felaketlerde sorumluluk İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ilişkili Nükleer Düzenleme Kurumu’nda (NDK) bulunuyor.

Uzmanlar, nükleer felaketlere karşı ilk savunma hattının erken uyarı sistemleri olduğunu vurguluyor.

NDK, Radyasyon İzleme ve Uyarı Sistemi Ağı (RADİSA) adı verilen bir sistem üzerinden düzenli olarak Türkiye genelinde radyasyon ölçümü yapıyor.

Kurumun internet sitesinde yer alan bilgiye göre 81 il merkezi, 111 ilçe merkezi, 12 termik santral, dört adet nükleer/radyasyon uygulaması içeren tesis, üç sınır karakolu ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali etrafında 28 adet olmak üzere Türkiye genelinde toplam 239 RADİSA istasyonu bulunuyor.

‘Bu konularda çok geliştik’

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Enerji Enstitüsü’nden Nükleer Uzman Profesör Doktor Prof. Dr. İskender Atilla Reyhancan, BBC Türkçe‘ye daha önce verdiği bir röportajda RADİSA’nın sınır bölgeleri ve hassas nükleer tesislerde yoğunlaştığını söyledi.

Uzman, sistemin işleyişini şöyle anlattı:

“Bazen ani yükselmeler olabiliyor. Bazen uzaydan gelebilecek olan radyasyon da bu tür dedektörleri etkiliyor.

“O bir anda yükselme yapar sonra düşer. Ama bu yükselme belli bir yerden sonra sürekli devam ederse sistem kendi içinde alarm vermeye başlar.

“İzleyen personel bunun hangi dedektörden geldiğini gördüğü zaman o bölgeye radyasyon korunma uzmanlarından oluşan bir ekip gönderilir.”


Japonya Fukuşima’da radyasyon ölçümü yapan bir cihaz. 2011’deki nükleer sızıntının ardından on binlerce bölge sakini yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldı.

Nükleer Alanda Kadınlar Türkiye platformu (WiN Türkiye) Başkanı Bahire Gül Göktepe, Çernobil kazasından sonra kurulan RADİSA’nın Türkiye ve çevresinde meydana gelebilecek “herhangi bir nükleer riski” algılayacağını vurguluyor.

BBC Türkçe‘ye konuşan Göktepe, “Çernobil öncesine kıyasla insangücü, ekipman ve sistemler açsından bu konularda çok geliştik” diyor.

Kriz anında Türkiye’nin acil durum planı ne?

Türkiye’yi etkileyecek bir nükleer sızıntı durumunda AFAD’ın Ulusal Radyasyon Acil Durum Planı (URAP) devreye giriyor.

URAP, nükleer sızıntı durumunda hangi kurumun nasıl hareket edeceğini, sorumluluğun kimde olacağını ve gerekli tedbirlerin nasıl alınacağını detaylandırıyor.

Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Yücel, BBC Türkçe‘ye daha önce verdiği bir röportajda radyasyon sızıntısı durumunda alınacak önlemler hakkında şunları söyledi:

“Yüzde 100 korunma söz konusu değil. Böyle bir felaketin olmaması en büyük dileğimiz ama böyle bir felaket olduğu zaman, hele [İran’daki] reaktör vurulduğu zaman NDK’nın elinde radyoaktif iyot tabletleri vardır.

“En azından sınırdaki kişilere bu tabletler dağıtılır. Bir takım kimyasal gazları tutan filtreler dağıtılır.”

İyot tabletleri, Tiroid bezinin iyot ihtiyacını karşılayarak İyot-131 adı verilen radyoaktif maddenin solunum yoluyla burada tutunmasını engellemek için kullanılıyor.

Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ndeki dört reaktörden ilkinin yıl sonuna kadar tamamlanması planlanıyor

Prof. Dr. İskender Atilla Reyhancan da gerekirse Türkiye’de bazı bölgelerde karantina ilan edilebileceğini ya da bölgelerin tamamen tahliye edilebileceğini vurguladı.

Gül Göktepe ise URAP gibi büyük ölçekli planlarda “daima aksama olma ihtimali” olduğunu söylüyor ve “doğru, güvenli ve hızlı iletişimin” kilit olduğunu belirtiyor:

“Her ne kadar bu konularda hazırlık yapılsa da hazırlıkların periyodik olarak gözden geçirilmesi, olası risk analizleri ve tatbikatlarla güçlendirilmesi lazım.”

Akkuyu’da nükleer güvenlik nasıl sağlanıyor?

Mersin’de halen yapımına devam edilen Akkuyu nükleer güç santralinin temeli 2017’de atıldı.

Yetkililerin açıklamalarına göre yıl sonuna kadar ilk reaktör tamamlanacak ve enerji üretimine başlanacak.

Yirmi milyar dolarlık (yaklaşık 900 trilyon lira) proje, çoğunluğu Rus sermayeli olan ancak Türkiye kanunlarına tâbi Akkuyu Nükleer AŞ adlı şirket tarafından yürütülüyor.

Santralin işletilmesinden de bu şirket sorumlu olacak.

Akkuyu Nükleer AŞ, santralin “büyüklüğü dokuza kadar olan depremler, kasırgalar, seller, yüksekliği 10 metreye kadar olan tsunamiler ve 200 m/s hızla seyreden 20 tonluk bir uçağın çarpması gibi olaylara karşı” dayanıklı olduğunu söylüyor.

‘Her türlü ihtimale hazırlıklı olmamız gerekir’

Ancak bazı siyasetçiler ve nükleer tesis karşıtı gruplar Akkuyu’nun inşaatı ve faaliyeti hakkında deprem, güvenlik ve çevre kirliliği gibi konularda ciddi sorunlar olduğunu savunuyor.

Nükleer reaktör mühendisi Gül Göktepe, Akkuyu’da 3+ nesil olarak geçen reaktör tasarımının “geliştirilmiş aktif, pasif ve koruyucu güvenlik sistemlerine” sahip olduğunu söylüyor.

Uzman, bu sistemler arasında 2011’de Japonya’daki Fukuşima sızıntısından sonra gündeme gelen güvenlik unsurlarının da bulunduğunu vurguluyor ve ekliyor:

“Kanımca Akkuyu’nun en büyük getirisi toplumumuzun her kesiminde nükleer güvenlik kültürünün gelişmesinin yansımasıyla sosyal güvenlik kültürümüzün de gelişmesi olacak”.

Göktepe, modern nükleer santrallerde sızıntı ve radyasyon tehlikesi hakkında ise şunları söylüyor:

“Bir uzman olarak hiçbir zaman risk yok diyemem. Milyonda bir de olsa her türlü ihtimale hazırlıklı olmamız gerekir.”

Türkiye çevresindeki nükleer tesisler

Bölgede olası bir nükleer sızıntıda Türkiye’yi de etkileyebilecek sekiz tesis bulunuyor.

Özellikle Ukrayna’daki Zaporijya ve İran’daki Buşehr tesisleri, savaş bölgelerinde oldukları için uzmanlar tarafından dikkatle takip ediliyor.

Avrupa’nın en büyük nükleer santrali olan Zaporijya, 2022’den bu yana Rusya’nın kontrolünde.

Altı reaktörlü tesiste enerji üretimi yapılmıyor. Ancak soğutma ve benzeri diğer güvenlik önlemlerinin aksamaması için enerji veriliyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), tesiste nükleer güvenliğin sağlanması için Rusya ve Ukrayna arasında arabuluculuk yapıyor.

Türkiye çevresinde bulunan nükleer santrallerden ikisi savaş bölgelerinde yer alıyor.

İran’daki Buşehr nükleer santrali de ABD-İsrail’in Şubat’tan bu yana süren saldırılarından dolayı tehlike altında.

IAEA, tesis ve yakınlarının son aylarda iki defa vurulduğunu açıkladı.

Gül Göktepe, tüm nükleer santrallerin Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde IAEA tarafından düzenli olarak teftiş edildiğini hatırlatıyor.

Uzman, Zaporijya ve Buşehr gibi tesislerde “büyük patlama ve binlerce ton radyoaktif maddenin etrafa yayılması gibi bir durum söz konusu olamaz” diyor:

“Çünkü bütün bu nükleer santrallerin en kötü ihtimalle bir koruyucu dış kabuğu var. Bunlardan dışarı sızıntı ihtimali çok az. Sızıntı olursa da kontrollü bir şekilde baş etmek üzere planlar ve acil durum ekipleri hazır.”

‘İsteğimiz komşumuzun artık modern bir santral inşa etmesi’

Türkiye’ye en yakın nükleer tesis ise Ermenistan’daki Metsamor nükleer santrali.

Sınırdan yalnızca 16 kilometre uzaklıkta bulunan Metsamor’da biri 1976’da diğeri 1980’de devreye alınan iki nükleer reaktör bulunuyor.

Metsamor nükleer santrali, 1960’lı yıllara dayanan tasarımıyla dünyanın en riskli nükleer santrallerinden biri olarak görülüyor.

Reaktörlerden biri kapalı. Diğeri ise ömrünün 10 yıl uzatılması kapsamında yürütülen çalışmalar için Nisan’da geçici olarak kapatıldı.

Göktepe, Metsamor’un dış kabuğunun diğer tesislere kıyasla çok dayanıklı olmadığını vurguluyor:

“En fazla istediğimiz husus, komşu ülkemizin artık bu eski santral ömrünü tamamladıktan sonra yerine modern bir nükleer santral inşa etmesi.”

Erivan, yeni santral projesi için ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Güney Kore gibi ülkeler ile temas halinde.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.