Aslen Mauritius’un bir parçası olan Chagos Takımadaları, Kasım 1965’te Britanya Hint Okyanusu Toprakları’nı (BIOT) oluşturmak üzere İngiltere tarafından gizlice ayrıldı. Bu hamle İngiltere’nin, en büyük ada olan Diego Garcia’yı büyük bir askeri üs kurması için ABD’ye kiralamasına olanak sağladı.
BM’nin sömürgeciliğe son verme kurallarını baypas etmek isteyen İngiliz yetkililer, adaların yerleşik bir nüfusu olmadığını öne sürerek asılsız bir iddiada bulundular. Gerçekte ise, nesillerdir orada yaşayan, köleleştirilmiş Afrikalılar ve sözleşmeli işçilerin soyundan gelen ve kendilerine özgü bir Kreol kültürüne sahip 1500 ila 2 bin kişilik yerli bir Chagoslu topluluğu mevcuttu.
1967 ile 1973 yılları arasında, ABD’nin tam bilgisi ve desteğiyle, İngiliz makamları tüm Chagos nüfusunu zorla yerinden etti.
1971 yılında çıkarılan yeni bir yasa ile Chagosluların adalarda kalması yasa dışı ilan edildi.
Diego Garcia’da yetkililer, topluluğun psikolojik direncini kırmak amacıyla, aralarında ailelerin çok sevdiği evcil hayvanların da bulunduğu 1000’den fazla köpeği, adalıların gözü önünde egzoz gazıyla zehirleyerek katletti.
1973 yılına gelindiğinde, Chagosluların tamamı gemilerle Mauritius ve Seyşeller’e sınır dışı edildi, asgari bir tazminatla yoksulluğun kucağına terk edildi. Birleşik Krallık belgeleri, yetkililerin ada halkı için ‘Cuma Adamlar’ (Men Fridays) ifadesini kullandığı ırkçı tutumları gün yüzüne çıkarıyor. Bu sürgün, zorla sınır dışı etme ve insani olmayan muamele de dahil yaygın bir şekilde insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında tanımlandı.
Sürgün hayatı sırasında Chagoslular şiddetli yoksulluk, ayrımcılık, toplumsal çöküş ve kendi deyimleriyle ‘sagren’ (derin, nesiller arası travma) ile karşı karşıya kaldılar. 1970’lerin sonu ve 1980’lerde bazı tazminat ödemeleri yapılmış olsa da bunlar geniş çapta yetersiz kabul edildi.
2000 yılında Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi sürgünü hukuka aykırı buldu, ancak bu karar daha sonra, ABD üssü ve ‘terörle mücadele’ ile bağlantılı ulusal güvenlik gerekçeleriyle bozuldu.
Bu vaka, İngiltere’nin ABD ile işbirliği içinde stratejik askeri amaçlar doğrultusunda gerçekleştirdiği sistematik bir sömürge dönemi tehciri örneği olarak kayıtlardaki yerini koruyor.
Kenyalı yetkiliden Batı’ya suçlama: ‘Askeri üsler sömürge karakolu olarak kuruldu’
Kenyalı avukat ve parlamento sekreteri Ahmad Abdulaziz Kadhi, İngiliz askeri üslerinin yerel halkı bastırmak ve ticareti kontrol etmek amacıyla inşa edildiğini, ABD ekonomisinin ise tamamen çatışmalardan beslendiğini belirtti.
Sputnik’e konuşan Kenyalı yetkili Ahmad Abdulaziz Kadhi, İngiltere’nin dünya genelindeki askeri varlığını sert bir dille eleştirdi.
İngilizlerin bu üsleri özellikle Hint Okyanusu’ndaki ticareti denetlemek ve yerel halkların direnişini kırmak için kullandığını ifade eden Kadhi, “İngilizler bu konuda çok kötü bir şöhrete sahipler. Geleneksel olarak dünyanın her yerinde çok sayıda üs kurdular” dedi.
Bu tesislerin sadece birer askeri nokta olmadığını vurgulayan Kadhi, buraların topraklarını vermeyi reddeden ve vergi ödemeye karşı çıkan özgürlük savaşçılarını alıkoymak ve onlara işkence yapmak amacıyla da kullanıldığını dile getirdi.
‘Çin ile Batı’nın yaklaşımı farklı’
Batılı güçlerin aksine Çin’in bölgedeki varlığını ticari temellere oturttuğunu savunan Kadhi, Çinlilerin Doğu Afrika kıyılarında ticaret yaptığını ve hatta Lamu adalarına yerleştiğini ancak hiçbir zaman toprak ele geçirmek için askeri üsler veya kışlalar kurmadığını belirtti. Kadhi’ye göre bu durum, Batılı sömürgeci anlayış ile diğer bölgesel güçlerin yaklaşımı arasındaki temel farkı ortaya koyuyor.
‘Savaş onların işi haline geldi’
Washington’ın ekonomi politikasını da değerlendiren Kenyalı hukukçu, ABD’nin artık açıkça bir ‘Savaş Bakanlığı’ gibi hareket ettiğini, çünkü çatışmaların temel ekonomik itici güç haline geldiğini öne sürdü.
Silah, uçak, füze ve Demir Kubbe gibi savunma sistemlerinin satışının ABD için büyük bir ticaret kapısı olduğunu ifade eden Kadhi, “Savaş onların işi” yorumunda bulundu.