DEM Parti TBMM Grup Toplantısı

DEM Parti TBMM Grup Toplantısı

DEM Parti TBMM Grup Toplantısı
Yayınlama: 20.05.2025
A+
A-

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşuyor.

Hatimoğulları’nın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

“Geçtiğimiz hafta Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Süleymaniye kentindeydik. Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Demokratik Kadın Koalisyonu’nun “Kadın Devrimi ile Demokratik Topluma Doğru” şiarıyla düzenlediği kongreye katıldık. Kongreye 19 ülkeden kadın delegeler iştirak etti.

Dünya düzeni yeniden şekillenirken, özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da devam eden savaş ve çatışmaların kadınlar üzerindeki etkilerini konuştuk. Bölgede kadınların yaşadığı yoğun şiddeti, zorunlu göçleri, erkek egemen sistemin baskıcı yönlerini ve siyasal İslam’ın kadınların yaşamına ve topluma etkilerini değerlendirdik.

Kaçırılan, katledilen Ezidi kadınlarla benzer acıları yaşayan Suriye’deki Arap Alevi kadınların maruz kaldığı ağır koşullar da tartışma başlıklarımız arasındaydı. Özgürlük isteyen Afgan kadınları konferansa yüzlerini maskeyle örterek katıldı. Çünkü bu tür çalışmalarda yer aldıkları için Taliban’ın hedefi haline geliyor, tutuklanıyor ya da katlediliyorlar. Afganlı kadınların maskeli hali, Ortadoğu’da kadın olmanın en gerçekçi ifadesi olarak karşımızda duruyordu.

Tüm bu zorluklara rağmen kadın devrimini gerçekleştiren Rojavalı kadınlar da oradaydı. Onlar, Ortadoğu’daki kadın gerçekliğinin, kadınların örgütlü ve bilinçli mücadelesiyle değiştirilebileceğinin en canlı örneğiydi.

Kadının özgürlüğü ve kurtuluşu için, bölgenin barışı ve demokratik toplumun inşası yolunda çok başarılı tartışmaların yapıldığı ve önemli kararların alındığı bir konferans oldu.

“Kadın, yaşam, özgürlük”, “Mara, heya, hırriyye”, “Jin, Jiyan, Azadî” şiarını haykıran bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrikalı kadınların selamlarını getirdik.

Tarihi acılarla yoğrulmuş bu coğrafyada yarın, tarif edilmesi imkânsız bir acının yıl dönümü.

21 Mayıs 1864 tarihinde, bu toprakların tanık olduğu en büyük soykırımlardan biri yaşandı. Kadim Çerkes halkı, Kafkas Dağları’ndan zorla sürgün edildi; yüz binlercesi bu sürgün sırasında yaşamını yitirdi.

Uluslararası toplum, bu büyük acı ile yüzleşmelidir.

Bugün aramızda Çerkes dostlarımız var. Bir kez daha hoş geldiniz, baş göz üstüne geldiniz.

Değerli Çerkes kardeşlerim, sizin acınız bizim acımızdır. Tüm halkların acısı, bizim ortak acımızdır.

Bildiğiniz gibi Mayıs, kayıpların ayıdır. Bir yazarın dediği gibi: “Mayıs, ayların gülüdür. Taze bir çiçek dalıdır. İçerim ateş doludur.”

Şu anda Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’ndayız.

Arjantin’de “Canlı olarak geri getirin”, İstanbul’da Cumartesi Meydanı’nda “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın”, dünyanın dört bir yanında “Sevdiklerimiz nerede?” sloganları, evrensel bir adalet çağrısı olarak yankılanmaya devam ediyor.

Berfo Ana, oğlunun adını hiç titremeden haykırdı.
Sakine Arat, evlat acısını içinde taşırken dahi barış için mücadele etti.
Onlar bizim vicdanımızdır.

Yalnızca kayıplarını değil, hakikati ve barışı da aradılar.
Onların mücadelesi, bizlere bırakılan en kıymetli mirastır.

Hakikat olmadan adalet olmaz.
Adalet olmadan barış olmaz.
Barış olmadan bu topraklar huzura kavuşamaz.

Unutmayalım: Hatırladığımız kadar güçlüyüz, unuttuğumuz kadar suçluyuz.

Bu hüzün haftasında tüm kayıplarımızı saygıyla anıyorum. Dünyanın en uzun ve kararlı eylemlerinden biri olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, tarihsel bir anlam taşımaktadır.

Bu adalet yolundan asla dönmeyeceğiz. Barış, adalet ve demokrasi; uğruna gece gündüz, bedeli ne olursa olsun mücadele edeceğimiz ortak değerlerimizdir. Sonuna kadar mücadele edeceğiz.

27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı Asrın Çağrısı, tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu çağrı, Türkiye’de yarım asırdır süren çatışmayı sona erdirmek için eşsiz bir fırsat doğurmuştur.

Ve 12 Mayıs’ta PKK’nin açıkladığı kongre kararıyla birlikte bir dönem kapanmış, yeni bir çağın kapısı aralanmıştır. Bu karar bir milattır. Demokratikleşme ve barış ortamı adına atılmış en önemli adım, büyük bir şanstır.

Şimdi herkesin sorduğu ortak sorular var:

Türkiye’de demokrasi nasıl gelişecek? Kürtlerin hakkı ve hukuku nasıl tanınacak? Tüm kimlikler ve inançlar bu topraklarda nasıl eşit ve özgürce yaşayacak?

Bu soruların yanıtı, ortak paydaları büyütmekte; çözümün, barışın ve demokrasinin kapısını ardına kadar açmakta gizlidir. Artık şiddet ve çatışmayı gerekçe göstererek atılmayan adımlar için herhangi bir engel kalmamıştır. 86 milyon yurttaşın geleceği için hükümetin somut ve cesur adımlar atması, tarihi bir zorunluluktur. Türkiye, klasik güvenlikçi anlayışın kelepçelerinden kurtulmalı; hukuki, siyasi ve kültürel adımlarla yeni bir süreci inşa etmelidir.”

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.