Ertuğrul Özkök: 10 bin Euro’luk bir “VIP” koltukta 90 dakikada neler gördüm neler…

İnsan hayatında bazı şeyler vardır. İngilizce buna “Once in a life experience” denir. Yani “Hayatta bir kere yaşanabilecek deneyimler…” Geçen pazar akşamı işte böyle bir deneyim yaşadım. Bu başlığa gıcık olabilirsiniz ama gıcıklığımı makul …

Ertuğrul Özkök: 10 bin Euro’luk bir “VIP” koltukta 90 dakikada neler gördüm neler…
Yayınlama: 13.05.2026
A+
A-

İnsan hayatında bazı şeyler vardır.

İngilizce buna “Once in a life experience” denir.

Yani “Hayatta bir kere yaşanabilecek deneyimler…”

Geçen pazar akşamı işte böyle bir deneyim yaşadım.

Bu başlığa gıcık olabilirsiniz ama gıcıklığımı makul şekilde izah edeceğim

10 bin Euro rakamı bazı insanları “gıcık edebilir.”

Haksız da değiller.

Neticede 533 bin TL demek bu.

90 dakika için asgari ücretin 19 katı.

Bunu biliyorum ama yine de öyle ifade edeceğim.

Böyle diyorum ki, çünkü ancak üzerinde, adımın “SR. ERTUĞRUL ÖZKÖK” olarak yazıldığı 533 bin TL’lik bu koltukta oturduğum takdirde yaşayabileceğim şeylerdi bunlar.

O nedenle gıcık olsanız bile okumaya çalışın.

Anlattığım zaman daha iyi anlayacaksınız.

Bir El Classico’da bonus olarak ne görebilirsiniz?

Geçen pazar akşamı bir futbolsever için rüya sayılabilecek bir derbiyi izlemeye davetliydim.

Bütün dünyada “El Classico” olarak bilinen “Barcelona-Real Madrid” derbisi.

Maçı “Spotify Nou Camp” adı verilen bu statta izledim.

Üstelik de “Bonus” olarak bir şampiyonluk kutlaması vardı.

Barcelona, Real Madrid’i 2-0 yenerek, 14 puan farkla La Liga şampiyonu oldu ve daha lig bitmeden kupası maçtan sonra gözümüzün önünde verildi.

Ama ben bu “Bir defalık deneyimin” hikayesine baştan başlayayım.

Pazar gecesi 600 milyon kişinin seyrettiği bu stadı kim inşa ediyor?

Barcelona’nın pazar günkü bu maçını dünyada 600 milyona yakın insan seyretti.

Bu 600 milyon insanın seyrettiği Nou Camp stadını, bir Türk şirketi, adeta yeniden yaratıyor.

Yeniden yaratıyor diyorum, çünkü çok zor bir proje.

Eski stadın bir bölümü, tarihi eser statüsüne giriyor.

O bölüm korunarak, etrafında yeni bir mimari tasarım ve buna uygun mühendislik becerisi gerçekleşiyor.

Bu binayı yapan Türk şirketi “Limak.”

Her zaman yazıyorum ve ömrüm yettikçe yazmaya devam edeceğim.

Bana bir Türk olarak gurur veren Türk şirketleri

Türk şirketlerinin, Türk markalarının başarıları benim için büyük gurur ve övünç kaynağı.

O nedenle, gelebilecek hiçbir eleştiriyi umursamadan, böyle şirketlerimizi, markalarımızı övmeye devam edeceğim.

Tıpkı Aselsan’ın, TUSAŞ’ın, Roketsan’ın, Bayraktar’ın savunma sanayi alanındaki başarılı gibi.

İşte bu büyük derbiye Limak’ın davetlisi olarak gittim.

Bu stadı inşa eden şirketin yönetim kurulu başkanı bir Türk kadını

Gururumun bir başka nedeni de şuydu:

Bu şirketin Yönetim Kurulu Başkanı bir Türk kadını.

Ebru Özdemir…

Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümü mezunu bir mühendis

Yani 600 milyon kişinin seyrettiği o stadı, başında mühendis Türk kadının bulunduğu bir Türk şirketi adeta yeniden yaratıyor.

Limak’ın yönetim kurulunun üyelerinden 4’ü oradaydı.

Onursal Başkan Nihat Özdemir ve Yönetim Kurulu üyeleri Batuhan Özdemir ile şirketin iki kurucu ortağından biri olan Sezai Bacaksız’ın oğlu Turhan Serdar Bacaksız.

Ayrıca şirketin en önemli yöneticilerinden biri olan ve hâlen Barcelona Projesinin başında görev yapan Reşit Yıldız da bize Nou Camp hakkında çok ilginç bilgiler verdi.

Kısaca ilk ayrıcalığımız, Barcelona’ya onların daveti ile gitmekti.

10 bin dolarlık davetiyenin üzerinde neler yazıyordu?

Ama 10 bin dolarlık koltuğun asıl davet sahibi başkasıydı.

Önce şunu söyleyeyim:

Bize verilen bir bilet değil, bir davetiyeydi ve üzerinde aynen şu yazıyordu:

“Başkanlık Locası Davetiyesi:

FCBarcelona Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri, SR Ertuğrul Özkök’ü Spotify Nou Camp Locasından şu maçı izlemeye davet ediyor:

FC Barcelona-Real Madrid”

Yani bu davetiye ile maçı Kulüp Başkanı Joan Laporte’nin de bulunduğu locadan izliyorsunuz.

12.500 Euro’luk en pahalı yerde kimler oturuyor?

Hemen belirteyim bu, o maçın en pahalı yeri değil.

En pahalı bölge takımların yedek kulübelerinin hemen üstünde, futbolcuların eşlerinin de maçı seyrettikleri küçük bir bölüm.

Oranın fiyatı 12.500 Euro.

Bizden de imtiyazlı “soci’ler” yılda kaç para ödüyor?

Diyeceksiniz ki, sıradan bir taraftar bu maçı kaç paraya izliyor.

Orada sistem bir karışık.

Çünkü stadın bir de “Soci” deniler kombine biletleri var.

Bunlar kulübün resmi üyesi insanların sahip olduğu kombine biletler.

Bir anlamdan “babadan oğula” geçen, miras yoluyla devam eden sezonluk kombine biletleri bunlar ve fiyatları çok ucuz. Yıllık 800-1200 Euro arası.

Ama bunların sayıları sınırlı.

İyi de kardeşim taraftar kaça seyrediyor bu maçı?

Vatandaş taraftara gelince, onu da söyleyeyim…

(*) Bu maç için en ucuz biletler 319-500 Euro arası.

(*) İyi yan tribünler 700-800 Euro

(*) VIP başlangıç biletleri 1650-1750 Euro

(*) VIP Premium 2450-2750 Euro.

Ondan sonra bizim gibi “mutlu minik azınlık” geliyor

Ondan sonra ise bizim gibi “Mutlu minik azınlık” geliyor.

Yani bu maçı Başkan Laporte’nun beş altı sıra üstünde seyretme şansına sahip çok mutlu bir minicik azınlık…

Şimdi geleyim, o 10 bin Euro’luk koltukta oturma sayesinde gördüklerime ve yaşadıklarıma…

İlk adım ilk fark: Mavi halı ve kırmızı perdeli giriş

Stat henüz tamamlanmadı.

O nedenle bizim girdiğimiz yerler bile geçici bir düzendi.

Ama kırmızı bir halıdan ve devasa kırmızı perdelerin altından geçerek geldik “Başkan locasına…”

Size gönderilen davetiyede yer ve numara yok.

Orada özel bir resepsiyonda size nerede oturacağınız gösteriliyor.

Oradan “Başkanlık Lounge’ı” denilen geniş bölüme geçiyorsunuz.

Başkan locasında gusto şoku: Bir “nobu” şefi karşılıyor bizi

Daha girerken ilk şaşkınlığımı yaşıyorum.

Çünkü girişte beni, dünyanın en ünlü Uzak Doğu restoranlarından biri olan “Nobu’nun” küçük bir açık mutfağı karşılıyor.

Yani ünlü şef Matsuhisa ve Robert de Niro’nun restoranı…

Nobu şefleri size orada gözünüzün önünde Suşi ve saşimiler hazırlıyor.

Bugüne kadar F1 Grand Prix, Euroleage, Şampiyonlar Ligi finallerinin VIP Lounge’larına girdim.

Hayatımda ilk defa böyle büyük bir markanın “Başkan Locasında” yaptığı servise tanık oluyorum.

Harika bir “Cortador de Jamon” ve harika bir “Pata Negra”

Tabi burası Katalonya …

İspanya’nın bir parçası.

Bir köşede müthiş bir “İberico Jamon’u” (İberik jambonu) bekliyor sizi.

Üstelik “Pata Negra” (Siyah toynaklı) denilen en üst kalitesi…

Bonus olarak da harika bir “Cortador de Jamon.”

Yani jambon kesicisi…

Özel bir mekanizmaya yerleştirilmiş jambonu ince ince kesiyor.

Döner kesiciliği gibi, “Jamon kesiciliği” de gerçek bir sanat.

Gecenin sürprizi: 2,5 milyar insanın dinlediği Olivia Rodrigo karşımda

Salona girdikten sonra karşıma bir başka sürpriz çıkıyor.

Amerika’nın Küba asıllı genç süper starı Olivia Rodrigo…

“Driver’s Licence” şarkısı sadece Spotify’da 2 milyon 900 milyon kere dinlenmiş bir star.

Bu derbinin özel davetlisi o.

Ve onun adına sınırlı sayıda forma üretilmiş.

Bir köşede o sergileniyor.

Upper Cihangir’e nazire olsun diye gönderdiğim RS forması

Barcelona daha önce yine böyle bir maçta Rolling Stones’u özel konuk olarak ağırlamıştı.

O özel gün için hazırlanan sınırlı sayıda formalardan biri de bende.

O forma bugün çok kıymetli ve benim şahsi müzemde baş köşede duruyor.

Ara sıra fotoğrafını çekip, sırf nazire olsun diye “Upper Cihangir’in en büyük Rolling Stones hastası, meslektaşım Tuğrul Yılmaz’a gönderiyorum.

Bundan önce gittiğimde ona da bir tane alacaktım ama maalesef tükenmiş.

Mesleki dayanışma ve teselli arzusu ile ona Londra’dan bir “Oasis” tişörtü almıştım.

Başkan locasına ne giyip girdim?

Tabi bu locada, özel davetli alarak bulunmanın en büyük ayrıcalığı, bu efsane küresel takımın efsane başkanı Joan Laporte ile sohbet etme imkânı.

Şimdi biraz geriye gideceğim.

Bu bölüme girebilmek için ceket şartı var.

Ya takım elbise ya bir blazer giymeniz gerekiyor…

Ben de Abdullah Kiğılı’dan aldığım ve yıllardır giydiğim lacivert kolej blazerimi giydim.

Başkan Laponte özel seçtiğim kravatımı görünce ne diyor?

Gitmeden önce bu karşılaşma anını düşünerek kendime Barcelona renklerinden oluşan bir kravat seçtim.

İspanya’da desteklediğim takım Real Madrid ama Fransız kültür geleneği icabı, “Noblesse oblige” (Asalet bunu gerektirir) diyerek Barcelona renklerinden oluşan bir kravat tercih ettim.

Nitekim daha ilk karşılaşmamızda Başkan Laporte kravatımı tutarak, “Benimkinden daha Barcelona renkleri” dedi…

Aslında forma veya kulüp sembolü taşıyan kıyafet yasak

Kravatımı o renklerden seçtim ama orada bir şeyi öğrendim.

Locaya girmesi yasak kıyafetler varmış.

(*) Eşofman

(*) Spor kıyafeti

(*) Sandalet veya parmak arası terlik

(*) Kısa pantolon

(*) Yırtık pantolon

(*) Forma veya kulüp sembolleri taşıyan kıyafet.

Merak ettim, acaba benim Barcelona renkleri taşıyan kravatım bu kapsama giriyor muydu?

Ama başkanın kravatı da aynı renklerden olduğu için sormadım.

Laporte’nin kariyeri Aziz Yıldırım’a benziyor

Barcelona Başkanı ilginç bir başkan.

Onun da Aziz Yıldırım gibi bir kariyeri var.

2003-2010 arasında başkanlık yaptı.

Sonra 2021’de yeniden başkan seçildi.

Kulübün 140 bin üyesi var. Tüzükte belirtilen şartları yerine getiren her üye oy kullanabiliyor.

Son seçimde 50 bin üye oy kullanmış.

Lounge’da davetlisi olarak bulunan herkesle sohbet ediyor.

Çok samimi.

Laporte’den 4 Türk gazetecisine: “Siz de aileden sayılırsınız”

Ama onunla Limak’ın davetlisi olarak konuşmanın da bir ayrıcalığı var.

Nihat Özdemir’le samimi bir sohbet yaparken, benimle birlikte orada bulunan Hürriyet’ten Fatih Çekirge, TV sunucusu İsmail Küçükkaya ve Patronlar Dünyası Genel Yayın Yönetmeni Toygun Atilla’ya “Siz de bizim aileden sayılırsınız” diyor.

Ama itiraf edeyim, gecenin büyük konusu benim kravat oluyor.

Anlayacağınız bu özel başkanlık davetiyesi, 10 bin dolarlık koltuk ve özel kravat sayesinde birden bütün kapılar bize açılıyor.

“10 bin Euro’luk minik azınlık” imtiyazları burada da bitmedi.

Devam ediyorum.

Derbi gününde soyunma odasına girme ayrıcalığı

O gece derbi günüydü.

Ama takımın çim zemini, teknik direktörün oturduğu yer ve yedek kulübesi de bize açıldı.

Dahası geçici soyunma odalarına girip, orada bir zamanlar Messi’nin, bugün Lamine Yamal’ın, Pedri’nin, Levandowski’nin; gelseydi Arda Güler’in, Mbappe’nin oturacağı koltuklarda oturup hatıra fotoğrafı çektirdik.

Nihat Özdemir zeminden bir tutam çimi alıp çekiyor ve…

Orada ilginç bir an yaşadık.

Nihat Özdemir Nou Camp’ın yeni halini anlatırken bir ara diz çöküp stadın zemininden bir parça çimi tutup çekti.

Ama bir tek çim çıkmadı.

O zeminin altında 2 metreye yakın bir alt yapı boşluğu varmış.

Çim 365 gün 24 saat 15 derecede korunuyormuş.

Yani yazın serinletilip, kışın ısıtılıyormuş.

Muazzam bir drenaj sistemi varmış.

Canlı yayınlarda en sevdiğim yeri gördüm

Büyük Derbi maçlarının canlı yayınlarında en sevdiğim an, takımların soyunma odalarından sahaya giden tüneldeki görüntüleridir.

O nedenle hep 10 dakika önce açarım televizyonu.

Burada da o halı döşenmiş merdivenli yere girdik ve üç gazeteci orada poz verdik.

Benim saklayacağım karelerden biri olacak bu.

105 bin kişilik devasa stat kaç dakikada boşalacak

Bittiğinde 105 bin kişilik bir stat olacak.

Tabi böyle olunca insanın aklına şu soru geliyor:

Bu stat acil bir durumda nasıl boşalır?

Proje Koordinatörü Reşit Yıldız kesin bir bilgi veriyor:

“Tam 11 dakikada tamamen boşalacak şekilde tasarlandı.”

Her tuvalete birer kişi konup aynı anda sifon çektirilmiş

Böyle zamanlarda hep merak ettiğim bir şey var.

Kadınlar tuvaleti…

Özellikle bir kadın tuvaletinin önüne gidip fotoğraf çektirdim.

Bunun hesaplanması da özel olarak yapılıyormuş.

Devre aralarında önünde kuyruk olmayacak bir şekilde hesaplanıyormuş.

Bu arada çok ilginç bir deneyimdi söz etti.

Tuvaletlerin hepsine birer insan yerleştirip, ayni saniyede sifonlar çektirilerek bir tatbikat yapılmış.

Bunun görünmeyen kısımlardaki su sistemlerini nasıl etkilediği incelenmiş.

15 bloğun arasına konan dev süspansiyonlar nereden esinlendi?

En dikkatimi çeken şeylerden biri stadı oluşturan bloklar arasına yerleştirilen hidrolik süspansiyonlar oldu.

Barcelona büyük bir deprem bölgesi değil.

Ama 2000 yılda bir olabilecek bir deprem ihtimali üzerinden, stadı oluşturan 15 blok arasına süspansiyonlar yerleştirilmiş.

Deprem anında blokların birbirine vurup dengeyi bozmasını engelleyen bloklarmış bunlar.

Bu sistem, Çanakkale Köprüsü’nde kullanılan bir sistemden hareketle tasarlanmış.

Orada da köprü ile kuleler arasına böyle bir sistem yerleştirilmiş.

Stadın inşasında en kritik “10 milimetre anı” ne zaman?

Stadın inşasında en kirik ve en önemli an henüz gelmemiş.

O an, stadın tepesine yerleştirilecek olan kapalı kubbenin montajının yapılacağı anmış bu.

Bunun tahmin edemeyeceğimiz kadar hassas bir an olduğunu söylüyorlar.

Çünkü 50 dönüm genişliğinde bir kubbe çatıya çıkarılacak.

Bunun 10 milimetre hassasiyetle yerleştirilmesi gerekiyormuş.

Kubbe önce stadın zeminine monte edilecekmiş. Oradan özel bir kaldırma sistemi ile tepeye taşınıp, yerleştirilecekmiş.

Bu arada bana gurur veren bir şeyi daha öğreniyorum.

Bu kubbeyi de bir Türk şirketi olan ÇİMTAŞ yapıyormuş.

Bir dijital labirente sığdırılan dijital hafıza

Şimdi geliyorum bana en heyecan veren yerlerden birine…

Kulübün Dijital Müzesine.

32 Euro karşılığı gezilen çok etkileyici bir müze burası.

Büyük ölçüde dijital bir gözle hazırlanmış.

Adeta dijital bir labirent.

İçinde kayboluyorsunuz.

Bu arada bir gözlemimi aktarayım. Dijital labirentte kaybolmak, gerçek bir labirenttekinden daha kolay ve çıkışı daha zormuş.

Ama kulübün bütün hafızası burada.

O müzeyi gezerken iki kişinin Barcelona hafızasında ne kadar büyük yeri olduğunu anlıyorsunuz.

Johan Cruyff ve Leo Messi…

Bir Fenerbahçeli olarak en hüzünlü anım

Tabi bu stadı bir Fenerbahçeli olarak gezerken aklınız bir yandan da kulübünüzde.

Üstelik burayı Fenerbahçe’nin eski bir Yönetim Kurulu Başkanı olan Nihat Özdemir’le geziyorsunuz.

En hüzünlü anım, Barcelona’nın kazandığı La Liga, Kral Kupası ve Avrupa Şampiyonluklarından gelen kupaların sergilendiği yerdi.

İnsan bu kupaları seyrederken, tabi ki aklına bir gece önce Galatasaray’ın yaptığı kutlamalar geliyor.

Bu da buruk bir tat bırakıyor…

Yeni “Nou Camp’ı”, Fenerbahçe stadını inşa eden biri yapıyor

Ama şunu da düşünüyorsunuz.

Bu muazzam stadı bir Türk şirketi inşa ediyor.

Ve bu şirketin onursal başkanı bir zamanlar Türk futbol tarihinde stat devrimi olan Fenerbahçe Chobani Arena’yı inşa eden Fenerbahçe Yönetim Kurulu’nun üyesiydi.

Joan Laporte ile Aziz Yıldırım’ın ortak yanı

Laporte gibi, eğer seçilirse Aziz Yıldırım da ikinci defa yönetime gelmiş olacak.

Laporte bu döneme adını Nou Camp’ı yeniden inşa eden başkan olarak geçecek.

Ayrıca stadın yanına Barcelona basket takımı için NBA büyüklüğünde bir basket arenası inşa edilecek.

Umarım Aziz Bey de bizim futbol ve basket sahalarımız için aynı şeyi başarıya imza atar.

Las Vegas Sphere’ini andıran 360 derece tarih

Bu arada 360 derece bir Dijital ekran deneyimi var.

Biraz Las Vegas’ın “Sphere’ini” andıran bir deneyim bu.

Gerçekten insanın tüylerini diken diken eden bir kulüp hafızası geçiyor gözünüzün önünden.

Yeni Nou Camp’ta bu müzenin daha büyüğü ve teknolojik olarak çok daha ileri bir hali hazırlanıyormuş.

Kulübün bilet ve forma satışından gelen para

(*) Kulübün sadece bu müzeyi ve stadı yılda 2 milyona yakın insan geziyormuş ve kulübe 80 milyon Euro’ya yakın gelir getiriyormuş.

(*) Kulübün maç günü bilet satışlarından yılda elde ettiği gelir 120-160 milyon Euro civarındaymış.

Stad 105 bin kişiye çıkarılınca bu gelirin 200-250 milyon Euro bandına çıkacağı hesaplanıyor.

(*) Kulübün bu miktarda bir başka gelir kaynağı daha var.

Forma satışları.

Yılına göre 180 milyon Euro’ya kadar çıkıyormuş.

Spotify ismini stadın üzerine koymak için ne kadar veriyor?

Stadın adı “Spotify Nou Camp…”

Tarihte ilk defa bir müzik şirketi böyle bir kulübe bu çapta sponsor oluyor.

Bir Spotify kullanıcısı olarak çok merak ettiğim konulardan ne kadar sponsorluk ödendiğiydi.

Yılda 20 milyon Euro ödüyorlarmış.

Bu paketin tamamı 280 milyon Euroymuş.

Çocukların neredeyse tamamının sırtında Lamine Yamal forması var

Barcelona’da kaldığım 2 gün boyunca gerek şehirde gerek statta gözlemlediğim bir şey var.

Özellikle çocukların sırtındaki formaların neredeyse tamamında “Lamine Yamal 10” ismi vardı.

Statta da çok büyük ağırlıktaydı.

Lamine Yamal forması kulübe ne kazandırdı?

Yani Lamine Yamal büyük bir hızla yeni “Messi” olmaya doğru gidiyor.

2025’te forma çıktığında ilk 2 günde 70 bin Yamal forması satılmış.

Bundan elde edilen gelir 12 milyon Euroymuş.

Ama aynı yıl dünyada satılan Lamine Yamal forma sayısı 1.3 milyonmuş.

Elde edilen gelirin de 80 milyon Euro olduğu yazılıyor.

Ben kaç numaralı forma istedim?

Geliyorum “10 bin dolarlık minik azınlık imtiyazının” sonuna…

Orada bizlere de birer forma ve boyun atkısı hediye edildi…

Hepimizden beden ölçülerimiz ve hangi numarayı istediğimiz soruldu.

Fatih Çekirge ve İsmail Küçükkaya “10” numara istedi. Toygun Atilla ise 8 numarayı tercih etti.

Yani “Messi’nin numarasını…”

Bilin bakalım ben kaç numara istedim?

“35…”

Yorumu İzmir’e bırakıyorum.

Bu arada ligde kalmayı başaran Karşıyaka Basketbol takımını da kutluyorum.

Vallahi aynı gece sevinç gösterileri, La Liga şampiyonluğunu kazanan Barcelona’dan daha tutkuluydu.

Umarım niye Ombudsmanı çıldırtacak böyle bir başlık attım anlamışsınızdır

Son cümlelerim şu olacak.

Biliyorum “Gıcık” bir başlık attım.

Ama bu başlığın çok gerçekçi bir anlamı vardı.

Kendi paramla gitseydim bu başkanlık imtiyazlarına sahip olamazdım.

Ne sadece başkanlık davetiyesi ne de sadece Limak daveti yeterdi.

Başkan Laporte ve Limak birlikte bu imkanı sağladı bize.

Ve geriye işte bu “10 bin Euro’luk bu fotoroman” kaldı…

Yani bana gıcık olun, ama yazdıklarımı da anlamaya çalışın.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.