Eski Habertürk spikeri Nur Köşker: Her şeyden Kenan Tekdağ’ın haberi vardı; sessizliğim bir tercih değil, hayatta kalma refleksiydi
Eski Habertürk spikeri Nur Köşker, uyuşturucu soruşturmasında tutuklanan Mehmet Akif Ersoy‘un kendisini sistematik olarak taciz ettiğini, bu yüzden sağlık sorunları yaşadığını ve Türkiye’den ayrıldığını anlattı. Köşker, “Neden bu kadar geç konuştun” eleştirilerine ise “Kenan Tekdağ’ın Mehmet Akif’in yaptığı her şeyden haberi vardı. Böyle bir tabloda insan kaynaklarına gitseydim, benim başıma neler gelirdi? Bunu gerçekten sormak gerekiyor. Ben susmayı, sessizce istifa edip gitmeyi seçtim. Ta ki bu olaylar benim dışımda ‘Habertürk Emekçileri’ adlı bir X hesabı üzerinden ortaya saçılana kadar. İsmim geçince, artık saklanacak bir şey kalmadı ve çevreme anlatmaya başladım. O noktadan sonra ise, aynı kanalda bile olmamamıza rağmen tehdit edilmeye başladım. Korktum, Sessizlik bir tercih değil, hayatta kalma refleksiydi” yanıtını verdi.
Sosyal medya paylaşımınız sonrası “Niye Mehmet Akif Ersoy tutuklanınca konuştu?” diyenler var. Neden sustunuz? Korktunuz mu?
Karşımda gücünü nereden aldığı herkesçe bilinen, sistem içinde korunmuş bir adam vardı. Ben ise Hatay’da köyde yaşayan bir çiftçi babanın, ev hanımı bir annenin kızıyım. Bununla gurur duyuyorum. Ama 10 yıllık meslek hayatım boyunca ne bir torpilim ne de bir siyasi desteğim oldu. Bu noktaya deyim yerindeyse tırnaklarımla kazıya kazıya geldim. Üniversitede okurken çalışmaya başladım. ATV’de gece 12’den sabah 10’a kadar haber yazdığım, hiç uyumadan ya da bir-iki saatlik uykuyla derse gittiğim günlerim oldu. Kendi kendimi okuttum, kendi emeğimle ayakta kaldım. Şimdi bu iki profili yan yana koyduğunuzda, benim o karanlık ve derin güç karşısında nasıl bir şansım olabilirdi? Elimdeki kanıtları insan kaynaklarına götürsem ne değişecekti?
Açıklama yaptıktan sonra Mehmet Akif Ersoy’un çevresinden herhangi bir geri dönüş oldu mu?
Mehmet Akif Ersoy’dan ya da çevresinden bana birebir bir geri dönüş olmadı. Sadece avukatı aracılığıyla, her şeyi inkâr eden bir açıklama yapıldı. Şu ana kadar yeni bir tehdit almadım. Ancak bundan sonra herhangi bir tehdit gelirse, kaynağı da; başıma bir şey gelmesi halinde müsebbibi de bellidir.
Evet, var tabii. Savcılık, benim açıklamalarım sonrasında ifademi almak istedi. Amerika’dan savcılığa ifade vereceğim ve Mehmet Akif Ersoy’un bana gönderdiği tüm WhatsApp yazışmalarını da savcılığa ileteceğim.
Bir kadın olarak bunlar sizde nasıl iz bıraktı?
O süreç bende çok ağır izler bıraktı. Bir kadın olarak orada yaşadıklarım bedenimde ve ruhumda onarılması zor yaralarla karşılık buldu. Çok kısa sürede 11 kilo verdim, sağlık sorunları baş göstermeye başladı. Günde 8 saate varan anksiyete atakları yaşıyordum; öyle ki işimi yapamaz hale geldim. Bu duruma Tele1’de birlikte çalıştığım arkadaşlarım da şahittir. Yayın sırasında ya da iş yerinde atak geçirdiğim anlar oldu. Kimseye o halde görünmemek için giyinme odasına çekilir, ilacın etkisini gösterip atağın geçmesini beklerdim. Bu, benim yalnızca işimi değil, kendimi de ayakta tutmaya çalıştığım bir dönemdi.
O arkadaşımız, bir veda paylaşımına bile izin verilmeden WhatsApp gruplarından çıkarılıp işten atıldı. Buna karşılık herkesin her şeyi bildiği o kişiyle ilgili hiçbir şey olmadı. Kenan Tekdağ’ın Mehmet Akif’in yaptığı her şeyden haberi vardı. Böyle bir tabloda insan kaynaklarına gitseydim, benim başıma neler gelirdi? Bunu gerçekten sormak gerekiyor. Ben susmayı, sessizce istifa edip gitmeyi seçtim. Ta ki bu olaylar benim dışımda ‘Habertürk Emekçileri’ adlı bir X hesabı üzerinden ortaya saçılana kadar. İsmim geçince, artık saklanacak bir şey kalmadı ve çevreme anlatmaya başladım. O noktadan sonra ise, aynı kanalda bile olmamamıza rağmen tehdit edilmeye başladım. Bu tehditler üzerine hızla vize alıp Türkiye’den uzaklaştım. Yani evet, korktum. Ama sadece kendim için değil; ailemin başına bir şey gelsin istemedim. Onların beni korumak isterken zarar görmesinden korktum. Sessizlik bir tercih değil, hayatta kalma refleksiydi.