Gazeteci ve belgeselci Sedat Aral’a göre Avrupa’da dev şirketler, izlenecek siyaseti belirliyor. Şirketlerin göçmenler aracılığı ile ucuz işgücü sağlamayı sürdürürken savaşları destekleyerek vatandaşın vergisine adeta çöktüğünü dile getiren Aral, Avrupa halklarının bir uyanış yaşadığını ve bu durumu ilk kez sorguladığını aktardı.
İngiltere, son haftalarda göçmenlerin devletten sağlanan ödeneklerle otellerde barındırılmasını protesto eden kitlelerle sarsıldı. İngiliz vatandaşları, vergileri ile göçmenlerin ve sığınmacıların otellerde barındırılmamasını ve polisin göçmenlerin işlediği suçlara karşı daha hızlı reaksiyon almasını talep ediyor. İngiliz hükümeti ise protestocuları ırkçılıkla itham ediyor.
Protestocular, sığınmacıları barındıran otellere karşı gösteri yapmak için Cumartesi günü Liverpool başta olmak üzere İngiltere genelinde sokaklara çıktı. Sağcı siyasi partilerin öne çıkardığı “İltica Sistemini Kaldırın” sloganı altında Bristol, Newcastle ve Londra gibi şehirlerde de bir dizi protesto düzenlendi. Liverpool’da ise Stand Up To Racism örgütü tarafından karşı protesto gerçekleştirildi.
Polisin, “İltica Sistemini Kaldırın” gösterisindeki protestocuları uzaklaştırdığı, karşı protestodaki katılımcıları ise geri ittiği görüldü. İngiltere’de sığınmacıların barındırılması konusu, mahkemenin bu hafta verdiği kritik bir kararın ardından hükümet için daha da hassas bir konu haline geldi ve muhalifleri, otelleri konaklama alanı olarak kullanmaya karşı mücadeleye teşvik etti. Sağ görüşlü politikacılar, Londra’nın eteklerindeki Epping’de sığınmacıların bir otele yerleştirilmesini engelleyen geçici tedbir kararını, diğer toplulukları da benzer şekilde mahkemeye gitmeye yönlendirmek için bir örnek olarak kullandı.
Bu yıl şu ana kadar 27.000’den fazla izinsiz göçmen İngiltere’ye geldi; bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 50 daha fazla ve 2022 yılında yılın bu zamanında kıyıya vuran rekor 45.755 sayısının gerisinde bulunuyor. Perşembe günü açıklanan İçişleri Bakanlığı verilerine göre, otellerde barındırılan sığınmacı sayısı Haziran ayı sonunda 32.000’in biraz üzerindeydi. Bu, bir yıl önceki 29.500’e göre yüzde 8’lik bir artış anlamına gelse de, Eylül 2023’te 56.000’i aşan zirvenin oldukça altında kaldı. Haziran 2025’e kadar olan 12 aylık dönemde toplam 111.084 kişi iltica başvurusunda bulundu; bu, 2001’de kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana herhangi bir yıllık dönemde kaydedilen en yüksek rakam.
Avrupa’da liberal siyasetin tıkandığı noktayı, Avrupa halklarının tepkilerini, vergilerin savaşlara aktarılmasının sonuçlarını ve Avrupa’yı bekleyen siyasi tabloyu, gazeteci ve belgeselci Sedat Aral ile konuştuk.
‘Kapitalistler hem göçlerle ucuz işçi buluyor hem de halkı savaşlarla dolandırıyorlar’
Artık bir “Şirketler Avrupası” olduğunu ve Avrupalı devletlerin politikalarını bu dev şirketlerin belirlediğini ifade eden Sedat Aral, şunları söyledi:
‘Buralarda ekonomik kriz yükselmeye başlayınca, buradaki insanlar Türkiye’deki insanlardan daha çok etkileniyor’
Sedat Aral’a göre Avrupa’da aşırı bireycilik ve aile bağlarının kopuk olması sebebiyle yaşanan ekonomik çalkantının ve fiyat artışlarının etkisi daha ağır hissediliyor:
‘Avrupa’da savaş ekonomisi yüzünden sosyal yardıma ihtiyaç duyan insan sayısı katlanarak arttı’
Barış ekonomisi olarak da adlandırılan Çin ve Vietnam’ın yaşadığı kalkınmanın Avrupalılar tarafından takdir edildiğini kaydeden Aral, Avrupa’nın ise savaş ekonomisi sebebiyle yaşadığı sıkıntılar sebebiyle İngiltere’nin belirli bölgelerinde yardıma muhtaç nüfusun katlanarak arttığını belirtti:
‘Aslında Trump sorunun adını koydu: Şirketler, devletlerden daha büyük’
Avrupa’da ve ABD’de halkın ciddi üretim yapmasına karşın toplanan vergilerin doğrudan savaşlara ve dev şirketlere aktarıldığını, halka yeterince hizmet sunulmadığını aktaran Sedat Aral, Avrupalıların ilk defa bunu sorgulamaya başladığını vurguladı:
“Çünkü Avrupa devletleri sağlık için yeterince bütçe ayırmıyor. Bunun yerine kendi seçtiği büyük şirketlere ‘yan kuruluş aç, parayı sana aktarayım’ diyor. Bu bir dolandırıcılık sistemi. Bu, iyi niyetle yapılmış bir şey değil. Çünkü bu ülkeler üretici ülkeler. Bu ülkelerin halkları Doğu ile kıyaslanamaz bile. Hollanda, Almanya halkları çok çalışkan ve üretken insanlar. Bugüne kadar vergilerinin nereye gittiğini sormuyorlardı çünkü devlet adamlarına güveniyorlardı. Şimdi sorgulamaya başladılar. Sorgulayınca karşılarına büyük bir boşluk çıkmaya başladı. Adam vergisini ödüyor ama nereye gittiğini bilmiyor. Sürekli de yeni sorunlar ortaya çıkıyor. Mesela doğalgaz fiyatları yükseliyor. Niye? Rusya ile savaşıyorlar. Peki niye savaşıyorlar? Amerika istiyor. Az önce Tom Barrack’ı dinliyordum. ABD, yaptığı hataların bedelini ödemiyor. Şimdi Barrack sayesinde Ortadoğu’da Baas’ı tekrar canlandırmaya başladılar. O parametreleri yanlış kuruyorlar. Sonra sonucuyla kim ilgileniyor? Gariban halk. Alman daha fazla vergi ödüyor. Niye? Libya’dan 200 bin kişi daha gelmiş. Peki niye Libya’da savaş çıkarıyorsun? Afganistan’la oynaya oynaya oranın iki katı nüfusu dünyaya dağıttılar.
Ukrayna’da da böyle oldu. Kendi hallerine bıraksalar savaş bile olmayacak. Avrupa’nın, Macron’un vs. domine etme arzusu var ya, ben bu adamları zeki kişiler olarak görmüyorum. Şirketlerin kuklaları olarak görüyorum. Bunlar şirketler tarafından oraya getirilmiş, medya tarafından parlatılan isimler. Halka hesap vermeyeceklerini düşünüyorlar. Avrupa’da da ABD’de dev gibi bir sorun başladı. Aslında Trump bunun adını koydu ama fark etmek istemiyoruz bunu. Çünkü solcular ‘öteki mahallenin çocuğu’ diye bakıyor. Trump adını koydu: Şirketler, devletlerden daha büyük olmaya başladı 18. Yüzyıldan itibaren. Bu da tüm halkı geriye sürüklüyor. Eğitim politikaları iflas etti. Doktoru Uganda’dan getiriyorlar. Kendi insanını eğitemiyorlar. Senin çocuğun üniversiteye gidemiyor. Çünkü dünyanın bir yerinde savaş çıkartıp milyarlarca dolar veriyorlar, çocuğa ise kredi adı altında borç veriyorlar. Okullarda vakıflar devreye giriyor. İngiltere’de de bu var. Tüm marketlerde yardım sepetleri var, her gün gidip alıyor insanlar. Ben görüyorum. Tabii biz bunu anlatınca Türkiye’de yanlış anlaşılan bir şey var: Avrupa’da devlet sistemi hala bir şekilde vatandaşa yardımcı olmaya çalışıyor. Ama politikacılar yüzünden devletin yardımlarının bir etkisi olmuyor.”
‘Halkın vergileriyle dev şirketlerden silah satın alıyorlar. Bu devletlerin hiçbiri silah üretmiyor Avrupa’da. Özel şirketlerden satın alıp Ukrayna’ya veriyorlar’
Avrupa’da bir noktada insanların mevcut siyasi sisteme daha sert tepki göstereceği değerlendirmesinde bulunan Aral, özel şirketleri besleyen savaş ekonomisinin sürdürülebilir olmadığının altını çizdi:
“Bunların sonunda ne olacak? Millet o parlamentoları basacak ve o politikaları atacak. Avrupa’nın ayaklanma, hesap sorma geleneği her zaman vardır. Çünkü mantık sınırlarını aştılar. Burada insanlar çocuğuna süt alamayacak ama Rusya ile savaşmaları gerekiyor hükümetlerin. Neden? Derdin ne? Neden savaşmak istiyorsun? Son dönemlerde Rusya ve Çin, barış ekonomisine geçmeye çalışıyor. Başarılı da olmaya başladılar. Avrupa niye savaş ekonomisi istiyor? Niye Libya’da, Mali’de, Ukrayna’da savaşmak zorunda? Çünkü hegemonya kurma vaadi var ama alttan alta halkın vergileriyle dev şirketlerden silah satın alıyorlar. Bu devletlerin hiçbiri silah üretmiyor Avrupa’da. Özel şirketlerden satın alıp Ukrayna’ya veriyorlar. Ya da Amerika’yı zenginleştiriyorlar. Ama biz biliyoruz ki Avrupa’da barut fabrikası yok. Bir yerlerden alıyorlar barutu. Elbette Avrupa’nın sorunu elbette çözülür. Muhtemelen o 1960’lardan gelen liberaller çökecek. Biz yavaş bir çöküş olarak görüyoruz ama çok hızlı çökebilirler. Fransa, Batı Afrika’yı kaybetti. Burkina Faso’yu görüyorsunuz. Bu, bütün Batı Afrika’ya yayılmaya başladı. Ne İspanya’nın ne de Fransa’nın orada hegemonyası kalmayacak. Bu kurtuluşun know-how’ını bir şekilde Rusya ve Çin veriyor. Ve bu ülkeler savaş sonrası Vietnam gibi sertleşecek.
Her ülkenin toprağını ve varlıklarını korumak için çok fazla sertleştiğini göreceğiz. Özellikle ABD’ye ve Avrupa’ya karşı sertleşecekler. Tom Barrack’a Lübnan’da çok büyük ses çıkarmaya başladılar. Eskiden bu kadar cesaret edilemezdi. İsrail bölgedeki askerliği yapıyor ama Türkiye ile kapışmaktan endişe ediyor. Türkiye ile kapışırsa tüm Arap ülkeleri üzerine üşüşür. Yeni bir savaşla uğraşamazlar, çok fazla üstlerine çullanılır. Dünya dengelerinde çok fazla kırılma oluyor. Avrupa ve ABD eskisi kadar bu kırılmaları yönetemiyor. Aslında yönetebilen ülkeler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Ya dünyada barış ekonomisi yer alacak ya da ABD ve Avrupa çok daha büyük güçlerle çatışmaya girmek zorunda kalacak. Ama bunu da göze alamıyorlar.”
‘İngiltere artık imparatorluk değil, sıradan bir Avrupa ülkesi. Bunu kabullenmeleri lazım’
Sedat Aral’a göre Avrupa’nın artık gücünü kaybettiğini, imparatorluk döneminde yaşamadığını fark etmesi ve kabullenmesi gerekiyor: