Karar yazarı Ali Bayramoğlu, “Yeni Türkiye’de zulmün simgesi olarak Kavala…” başlıklı bugünkü yazısında, “AİHM’nin temyiz organı olarak görev yapan 17 yargıçlı Büyük Daire, Kavala’nın ikinci başvurusunu görüşmek üzere dün tekrar toplandı. Kararı ve …
Karar yazarı Ali Bayramoğlu, “Yeni Türkiye’de zulmün simgesi olarak Kavala…” başlıklı bugünkü yazısında, “AİHM’nin temyiz organı olarak görev yapan 17 yargıçlı Büyük Daire, Kavala’nın ikinci başvurusunu görüşmek üzere dün tekrar toplandı. Kararı ve akabinde Türkiye’nin tavrını göreceğiz. Hukuk ile hoyratlığın mücadelesinde nereye gelindiğini anlayacağız. Ancak ne olursa olsun, Kavala’nın başvurusunda yer alan iddialar bugünün Türkiye’sindeki siyasi düzeni unutulmayacak biçimde resmediyor.” diye yazdı.
Bayramoğlu, bugünkü köşesine Gezi Parkı eylemleri nedeniyle 18 Ekim 2017’de gözaltına alınan ve 1 Kasım 2017’de tutuklanan iş insanı Osman Kavala’nın AİHM’de görüşülecek ikinci başvurusunu taşıdı.
“AK Parti iktidarının 2016 sonrası keyfî ve otoriter niteliğini ve bunun sürekliliğini en açık simgeleyen mesele hangisidir diye sorsanız, yanıt açıktır: Osman Kavala’nın hukuki durumu.” ifadelerini kullanan Bayramoğlu, “Türkiye’de liberal sol ve demokrat çevrelerin önemli bir unsuru ve destekleyicisi olan Kavala’ya iki fatura bir arada ödetiliyor. Bir yanıyla siyasi iktidarın ideolojik bir doğrulama aracı hâline getirilmiş durumda. Öte yanıyla otoriter bir zihniyetin intikam davası olarak seçilmiş durumda. Kavala, Gezi olaylarının toplumsal tepki ve hareket boyutunu tümüyle dışlayarak sadece ideolojik ve resmî bir darbe girişimi şeklinde kodlamaya çalışan bir siyasi iktidarın, bu çabasını doğrulamak için seçtiği, suçlu kıldığı bir isim.” dedi.
Kavala’nın 9 yıldır cezaevinde olduğunu hatırlatan Bayramoğlu, şöyle devam etti:
“Aynı Kavala, gücünü, enerjisini ve imkânlarını ülkenin demokratikleşmesi istikametinde kullanan, arabulma, yol açma çabalarında hep önde olan; sanat ve kültür vasıtasıyla farklı kesimlerin kendisini ifade etmesini ve etkileşimini sağlayan, devlet gözlüklü otoriter bakışın ezelden beri “seçkin tehlike”, “aydın ihaneti” olarak tanımladığı bir varoluşun en önemli simgesi. Burası, düzenin intikamının karşımıza çıktığı yerdir.”
Kavala’nın ilk dava ve tutuklanmanın ardından AİHM’e başvurduğunu, 2019 yılında ise Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen ve haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanmasına ilişkin maddeleri bakımından sözleşmeyi ihlal ettiğine karar verildiğini, Kavala’nın serbest bırakılmasının talep edildiğini ancak Türkiye’nin bu karara uymadığını hatırlatan Bayramoğlu, “Bunun üzerine AİHM, 11 Temmuz 2022’de aldığı kararda, Türkiye’nin “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.” ifadelerinin yer aldığı AİHS’nin 46. maddesinin birinci fıkrasını ihlal ettiğine hükmetti. Kavala bir süre sonra, bir kez daha, bu kez ikinci yargılanma süreciyle ilgili harekete geçti. Masumiyet karinesinin çiğnendiği, temelsiz iddiaların, yalan beyanların kullanıldığı bir yargılama süreci yaşadığını” iddiasıyla AİHM’e ikinci kez başvurdu.” diye yazdı.
Bayramoğlu, şöyle devam etti:
“Yargılama sürecinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin; insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz ceza olmaz ilkesi, ifade özgürlüğü, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü ile haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanmasına ilişkin maddelerinin ihlal edildiğini iddia etti.
AİHM’nin temyiz organı olarak görev yapan 17 yargıçlı Büyük Daire, Kavala’nın ikinci başvurusunu görüşmek üzere dün tekrar toplandı.
Kararı ve akabinde Türkiye’nin tavrını göreceğiz.
Hukuk ile hoyratlığın mücadelesinde nereye gelindiğini anlayacağız.
Ancak ne olursa olsun, Kavala’nın başvurusunda yer alan iddialar bugünün Türkiye’sindeki siyasi düzeni unutulmayacak biçimde resmediyor.”
Yazının tamamını okumak için .