İnsan yorulur. Ama halk için yürüyenler, o yorgunluğun içinde bile memlekete umut taşır…
Önder İnce*
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, 15 Mayıs Cuma günü İzmir’deydi. Bayraklı’dan Bornova’ya, Buca’dan Karabağlar’a uzanan yoğun programında bir açılıştan diğerine koşarken, uzun zamandır sırtlandığı büyük bir toplumsal yükü de beraberinde taşımaya devam ediyordu.
Bayraklı’daki konuşmasına başlarken kurduğu cümle dikkat çekiciydi:
“Manisa’da oldukça hasta bir şekilde kalktım. Hiç keyfim yok, adım atacak halim yok, sesim kısık… Annem derdi ki; ‘Sen İzmir’e gidince iyileşirsin.’ İzmir’e geldim, iyileştim.”
O cümlede sadece fiziksel bir yorgunluk yoktu.
Bir sürecin, bir dönemin ve sürüp giden mücadelenin yükü de vardı.
Buca’daki program sırasında kameralara yansıyan yorgun yüzünü kimi kötü niyetle yorumladı, kimi siyasetin gündelik polemiklerine malzeme etmeye çalıştı. Oysa o görüntü, birkaç günlük yoğun programın değil; yaklaşık üç yıldır durmaksızın sürdürülen bir mücadelenin iziydi.
5 Kasım 2023’te Genel başkanlık bayrağını ilk defa sırtlanan Özgür Özel, kısa sürede parti başkanlığından toplumsal liderlik konumuna yükseldi. Çünkü o memleketin içine sürüklendiği hukuki, ekonomik ve toplumsal buhranın içinde günbegün mücadeleyi göğüsledi, büyüttü.
105 seçim mitingi…
21 halk buluşması…
9 tematik miting…
19 Mart sürecinden sonra İstanbul ve Türkiye’nin dört bir yanında 107 meydan buluşması…
2.5 yılda, kimilerine birden çok gidilen 70 İl…
Kurultaylar, parti programları, saha gezileri, ziyaretler, basın buluşmaları…
Bir şehirden diğerine, bir salondan başka bir meydana…
Neredeyse her gün başka bir insan hikâyesinin içine girdi.
Partisinin, Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının maruz bırakıldığı hukuksuzluklara karşı geri adım atmadı.
Saraçhane’de milyonları aşan kalabalıkları bir araya getirirken yalnızca bir siyasi organizasyon yapmıyordu; topluma, “yalnız değiliz” duygusunu yeniden hatırlatıyordu.
Çünkü onun sözü kürsü siyasetinden ibret olmadı.
Acının da, dayanışmanın da içinde yer aldı.
En yakın yol arkadaşlarından Ferdi Zeyrek’i ve Gülşah Durbay’ı kendi elleriyle toprağa verdi.
Bir yandan ülkenin yükünü taşırken, diğer yandan en ağır kişisel acılarla sınandı.
Ama durmadı.
Haksızlığa uğrayan kim varsa yanında olmaya çalıştı.
Tutuklanan öğrencinin…
Geleceği kararan üniversitelinin…
Şiddete uğrayan kadının…
Maden ocağında yaşamını yitiren işçinin…
Geçinemeyen emeklinin…
Borç altında ezilen çiftçinin…
Ayakta kalmaya çalışan esnafın…
Siyaseti sadece Ankara sınırlarında değil; hayatın aktığı tarlada, pazarda, kampüste, fabrika önünde kurmaya çalıştı, çalışıyor.
Belki de bu yüzden toplumun önemli bir kesimi, Özgür Özel’de uzun zamandır özlemi duyulan bir şeyi görüyor:
Göz hizasından konuşan bir siyasetçi.
Yukarıdan bakmayan…
Parmak sallamayan…
Topluma ayar vermeye çalışmayan…
Halk adına değil, halkla birlikte konuşan bir siyaset anlayışı…
Onun siyaseti kusursuzluk iddiası taşımıyor.
Ama samimiyet taşıyor.
Hakkaniyet duygusu taşıyor.
İnsana değen bir tarafı var.
Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey de belki tam olarak bu:
Birbirini düşmanlaştırmayan,
toplumsal barışı savunan,
adaleti herkes için isteyen,
iktidarın değil halkın sesini duyan bir siyaset dili…
Çünkü bu ülke artık yoruldu.
Kavgadan yoruldu.
Yoksulluktan yoruldu.
Adaletsizlikten yoruldu.
Kendisini duymayan siyasetçilerden yoruldu.
Şimdi mesele bir siyasetçinin temposu değil;
o çabanın toplumda karşılık bulup bulmayacağıdır.
Eğer bu ülke yeniden huzura kavuşacaksa;
bu, kibirle değil tevazuyla olacak.
Baskıyla değil demokrasiyle olacak.
Korkuyla değil umutla olacak.
Ve belki de ilk kez uzun zamandır bu kadar açık görülüyor:
Sahici siyaset hâlâ mümkündür. Halk bu siyasete değer veriyor.
İnsan yorulur. Ama halk için yürüyenler, o yorgunluğun içinde bile memlekete umut taşır.
*TV habercisi ve iletişim danışmanı