Tülay Hatimoğulları’dan süreç çağrısı: İktidar daha önce Rojava’yı bekledi, şimdi İran’ı bekliyor; hiçbir iktidar toplumsal basınç oluşmadan kendiliğinden adım atmaz

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları; sendikaların tutumu, derinleşen enflasyon ve iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı çözüm sürecine dair değerlendirmelerde bulundu. “Özellikle …

Tülay Hatimoğulları’dan süreç çağrısı: İktidar daha önce Rojava’yı bekledi, şimdi İran’ı bekliyor; hiçbir iktidar toplumsal basınç oluşmadan kendiliğinden adım atmaz
Yayınlama: 26.04.2026
A+
A-

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları; sendikaların tutumu, derinleşen enflasyon ve iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı çözüm sürecine dair değerlendirmelerde bulundu. “Özellikle silahların sustuğu bu dönemde işçilerin ve emekçilerin örgütlenmesini daha fazla büyütmemiz gereken bir döneme giriyoruz” ifadelerini kullanan Hatimoğulları, “Sürekli bir erteleme hali var. Ümit ediyoruz ki süreç sağlıklı ilerler ve bir yol kazasına uğramaz. Süreçte aşırı bir yavaşlık, hatta bir durağanlık söz konusu. Biz bunun aşılması için çabalıyoruz fakat iktidar tarafında yeterli ivme yok. İktidar İran’daki gelişmeleri ve oradaki savaş ihtimalinin nasıl neticeleneceğini bekliyor. Daha önce Rojava’yı beklediler, şimdi İran’ı bekliyorlar” dedi. “Savaş yangını sınırlarımıza dayanmışken Kürt sorununda frene basmak yanlıştır” ifadelerini kullanan Hatimoğulları, Türkiye’deki bütün kesimlerin barışı sahiplendikçe gerçek olacağına dikkat çekerek hiçbir iktidarın toplumsal bir basınç oluşmadan kendiliğinden adım atmayacağını bildiklerini vurguladı.

Hatimoğulları, Evrensel’den Sevim Saylam’a konuştu. 1 Mayıs’a çağrı yapan Hatimoğulları, ‘1 Mayıs işçinin, emekçinin mücadele günü; aynı zamanda bütün ezilenlerin ve sömürülenlerin mücadele günüdür. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında alanlarda olacağız. Ekmek, barış ve adalet için 1 Mayıs alanlarını dolduralım’ dedi.

Hatimoğulları’nın açıklamalarından satır başları şöyle:

“1 Mayıs bütün ezilenlerin ve sömürülenlerin ortak mücadele günüdür. Ancak iktidar ve sermaye ‘böl, parçala, yönet’ politikasıyla bu kesimleri ayrıştırmak istiyor. Çünkü bu kesimlerin yan yana gelmesi hem iktidarları hem de sermaye düzenini sarsacak büyük bir güçtür. O yüzden sistem tarih boyunca emekçileri bölmeye çalışmıştır.

“1 Mayıs kutlamalarında siyasi ve ideolojik bölünmelerin yeri olmamalı”

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun hem kendi üyelerine hem de işçi sınıfına karşı daha büyük bir sorumlulukla hareket etmesi gerekir. 1 Mayıs kutlamalarında siyasi ve ideolojik bölünmelerin yeri olmamalıdır. Hakikattir ki hangi siyasi partiye yakın olursanız olun; işçi sınıfı, emekçiler, açlar ve yoksullar aynı acıyı ve yoksulluğu çekiyor. DEM Parti olarak her zaman birleşik bir mücadeleden yana olduk. Herkes ortak mücadeleyi bölen değil, birleştiren bir pozisyonda olmalıdır. DİSK, KESK, TMMOB ve Türk Tabipleri Birliği’nin çağrısıyla Kadıköy’de gerçekleşecek mitingde olacağız.

“Taksim 1 Mayıs’a açılmalı”

1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması bizim açımızdan tarihsel bir anlam taşıyor. Taksim ve Kızılay gibi alanlar bilinçli biçimde kapatılıyor. Bu da mücadelenin görünürlüğünü engelleme amacını taşıyor. Ve biz buradan sizler aracılığıyla bir kez daha iktidara sesleniyoruz: Taksim sendromundan bir an önce kurtulun. 1 Mayıs’ın gerçekleşmesi için Taksim 1 Mayıs’a açılmalıdır.

“Motosikletli kurye işçilerinin eylemlerini Türk ve Kürt ayrıştırması üzerinden bölmek istediler”

Türkiye’de uzun yıllardır devam eden Kürt sorununu ne yazık ki iktidarlar ve sermaye güçleri kendi lehlerine kullanmaya çalıştılar. Sınıfı ve emekçiyi bölen bir unsura çevirmek istediler. Kürt sorununa bir ‘terör yaftası’ vurarak, bütün Kürtlere bir ‘terör etiketi’ yapıştırarak bir ayrıştırma yarattılar. Motosikletli kurye işçilerinin direnişleri başladığında Türk işçiler ve Kürt işçiler birlikte mücadele etti. Daha sonra ‘Bunları teröristler örgütlüyor,’ diyerek motosikletli kurye işçilerinin eylemlerini Türk ve Kürt ayrıştırması üzerinden bölmek istediler. Türkiye nüfusunun üçte biri Kürtlerden oluşuyor. Çok büyük bir emek gücü Kürtlerden gelmektedir. Kürt kardeşlerimiz ile Türklerin ve bütün halklardan işçilerin, emekçilerin ortak bir örgütlenmeye ihtiyaçları var.

Özellikle Sayın Öcalan’ın gerçekleştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum çağrısında şunun altı özel olarak çizilmiştir: Bu çağrıyla Türkiye’de Kürt sorununu artık siyasi ve hukuki bir zemine taşımayı başarabilirsek silahlar temelli susmuş olur. Silahların temelli sustuğu bir yerde işçi, emekçi, kadın ve gençlik örgütlenmelerinin önü daha fazla açılır. Kürt coğrafyasında da emek mücadelesinin daha rahat ve çok daha güçlü bir şekilde verilmesinin önü açılabilir.

“Biz hem Kürt halkının kimlik mücadelesinin adresiyiz hem de derinleşen ekonomik krize karşı mücadelenin öznesiyiz”

Kürt illerinde 1 Mayıs kutlamalarının ve emek mücadelesinin çok daha güçlü bir şekilde savunulması ve kitlesel bir kimliğe kavuşması Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak önemli hedeflerimizden biridir. Özellikle silahların sustuğu bu dönemde işçilerin ve emekçilerin örgütlenmesini daha fazla büyütmemiz gereken bir döneme giriyoruz. Bu alandaki örgütlenmeler; toplumun kendisinin örgütlenmesini, taleplerini haykırmasını ve sonuç alıcı eylem hattını inşa edebilmesini içermektedir.

Biz hem Kürt halkının kimlik mücadelesinin adresiyiz hem de Türkiye’nin seksen altı milyon yurttaşını ilgilendiren, özellikle işçi, emekçi ve yoksul kardeşlerimizi etkileyen bu derinleşen ekonomik krize karşı mücadelenin öznesiyiz. Dediğim gibi, bölgede kimi engeller veya yetersizlikler yaşanmıyor değil; hepsi mevcut. Bunları bu dönemde, özellikle Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla birlikte aşmak ve hakiki bir örgütlenmenin taşlarını döşemek için elimizden gelen her türlü çabayı göstereceğiz.

“2 bin 105 insanın iş cinayetinde yaşamını kaybetmesi ancak savaşlarda görülebilecek bir seviye”

2025 yılında 2 bin 105 emekçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybetmiş. 2 bin 105 insanın iş cinayetinde yaşamını kaybetmesi çok büyük bir rakamdır; bu ancak savaşlarda görülebilecek bir seviyedir. Bu rakam; iki bin yüz beş hayat, aile ve duygu demektir. Türkiye’de insanlar güvencesiz çalıştırılıyor; özellikle kadın emeği hiçe sayılıyor. Türkiye’de sermaye düzenini koruyan, işçinin güvenceli çalışmasını ve sağlığını hiçe sayan bir sistemin içinde yaşıyoruz. Buna karşı yapılacak en önemli şey, işçilerin ve emekçilerin çok daha güçlü bir örgütlenme ile sendikal mücadele vermesidir.

“Hakkını arayan işçi sınıfı, emekçiler ve yoksullara suçlu muamelesi yapamazsınız”

İşçi sınıfını sanık sandalyesine oturtamazsınız. Hakkını arayan işçi sınıfı, emekçiler ve yoksullar suçlu değildir. Onlara suçlu muamelesi yapamazsınız. Bugün insanlar ‘Ben açım, ekmek param ve çocuğumun geleceği için mücadele ediyorum’ diyorsa bu insanların sesini bastıramazsınız/yok sayamazsınız. Bugün iktidar kolluk gücünü kullanarak, şiddet emri vererek sermayeyi koruyor. Kapitalist sistemi işçilere karşı savunuyor. Oysa burada korunması gereken işçidir. DEM Parti olarak emekçilere yapılan bu muameleyi asla kabul etmiyoruz. Parlamentoda onların sesi olmak için elimizden gelen her türlü çabayı sürdüreceğiz.

“Daha önce Rojava’yı beklediler, şimdi İran’ı bekliyorlar”

Basında sıkça sorulan ‘Süreç tıkandı mı?’ sorusuna gelecek olursak; sürekli bir erteleme hali var. Ümit ediyoruz ki süreç sağlıklı ilerler ve bir yol kazasına uğramaz. Süreçte aşırı bir yavaşlık, hatta bir durağanlık söz konusu. Biz bunun aşılması için çabalıyoruz fakat iktidar tarafında yeterli ivme yok. İktidar İran’daki gelişmeleri ve oradaki savaş ihtimalinin nasıl neticeleneceğini bekliyor. Daha önce Rojava’yı beklediler, şimdi İran’ı bekliyorlar.

“Hiçbir iktidarın toplumsal bir basınç oluşmadan kendiliğinden adım atmayacağını biliyoruz”

Türkiye bu sorunu çözmeye odaklanmalı, bölge ülkelerindeki gelişmelere göre hareket etmemelidir. Tam tersine bölge bir ‘kaynayan kazan’ haline dönüşmüş durumda. Yangın sadece İran’da değil, tüm bölgeyi sarmış vaziyette. Savaş yangını sınırlarımıza dayanmışken Kürt sorununda frene basmak yanlıştır. Stratejik olarak barışın bu topraklarda kalıcı bir şekilde tesis edilmesi benimsenmelidir. Ancak barış bize altın tepsiyle sunulmayacaktır. Barış toplumsallaştıkça, Türkiye’deki bütün kesimler barışı sahiplendikçe gerçek olma ihtimali doğar. Hiçbir iktidarın toplumsal bir basınç oluşmadan kendiliğinden adım atmayacağını biliyoruz. Barışın toplumsallaşması için daha fazla emek harcamamız gereken bir dönemdeyiz. Ümit ediyoruz ki bu konuda hep beraber tarihsel bir başarıya imza atabiliriz.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.