Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin başını çektiği, Fransa’nın savunma sanayii ve askeri varlığıyla desteklediği, Yunanistan ve İsrail ile derinleşen iş birliği süreci bölgedeki stratejik denklemi yeniden şekillendirirken Türkiye’nin bu gelişmelere karşı izlediği dış politika kritik bir noktada yer alıyor. Henüz Türkiye’nin bekasına dönük bir tehdit oluşturmayan ittifakın yarattığı ‘asimetrik harp riski’, savunma stratejileri geliştirmeyi ve diplomasi süreci işletilmesini zorunlu kılıyor.
Uluslararası hukuk zemininde, özellikle Lozan ve Paris antlaşmalarıyla güvence altına alınan gayriaskeri statüdeki adaların silahsızlandırılması ve deniz yetki alanlarındaki hakların korunması hususunda daha kararlı bir diplomatik duruş sergilenmesi elzem görülürken Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin telkinleriyle son yıllarda bir nevi sessizliğe bürünen arama-tarama faaliyetlerinin yeniden başlatılması ve caydırıcılığın merkeze alınması önem arz ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin saha hakimiyetine rağmen, dış politikadaki uysal ve edilgen pozisyonun terk edilerek bölgesel provokasyonlara karşı en sert diplomatik ikazların yapılması ve hava-füze savunma sistemlerinin hızla modernize edilerek 3 bin 500 savunma projesi içerisindeki ağırlığının artırılması, Türkiye’nin bölgesel çıkarlarını koruması açısından hayati bir gereklilik olarak öne çıkıyor.
Doğu Akdeniz’deki Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs üçgenini ve Ankara’nın tutumunu Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu ile konuştuk.
‘Savaşla bir yere ulaşma devri bitti’
Güney Kıbrıs’ın Türkiye için risk durumunu hep koruduğunu belirten Bağcıoğlu, artık savaşların uluslararası hukukun ihlaliyle yürütüldüğü görüşünde. Bağcıoğlu’na göre Doğu Akdeniz’deki üçlü ittifak Paris ve Lozan gibi kritik anlaşmaları aşındırıyor:
“Güney Kıbrıs hiçbir zaman önemini ve Türkiye açısından risk ve tehdit durumunu kaybetmedi. 2008-2010’dan itibaren Fransızların Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne ait hava üssüne karakol uçağı getirmeleri gündeme gelmişti. Her defasında Türkiye itiraz etmişti. Güney Kıbrıs zaten kendine destekçi bulma gayretleri onlarca yıldır devam ediyor. Fransa da bu boşluğu doldurma gayreti içinde. Bir harekata katkısı olacakmış gibi uçak gemisini bölgeye gönderiyor. Fransa’nın 2026’da güncellenen savunma anlaşması 2021’de başlamıştı. Yunan hava kuvvetlerinin aldığı şeyler de Fransa’ya bağlıydı. Fransız kökenli savunma botları var. Fransız silah sektörü ve savunma sanayisine zaten bağımlılardı. Bu yüzden bir savunma anlaşması yapılmasından daha doğal bir şey yok. Ne Fransa’nın Yunanistan ile iş birliği ne İsrail’in Türkiye ve KKTC karşıtı söylemlerinin Türkiye açısından hiçbir önemi olduğunu düşünmüyorum. Ege’deki gayriaskeri statüdeki adaların silahlandırılması onlara askeri açıdan katkı sağlamaz. Amerika gibi uluslararası hukuku ihlal eden devletler hariç artık savaşla bir yere ulaşma devri bitti. Burada önemli olan da uluslararası hukuk. Ege’den başlayarak gayriaskeri statüdeki adaların statüsünü, Paris ve Lozan Anlaşması’nı aşındırıyorlar. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Londra Anlaşması ve türevlerini aşındırıyorlar.”
‘Türkiye açısından beka sorunu yok’
Türkiye’nin edilgen pozisyonuna dikkat çeken Bağcıoğlu, diplomatik süreçlerin takipçisi olması gerektiğini ifade etti. Bağcıoğlu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de gemi, birlik ve uçak konuşlandırmasının olağan olduğunu kaydetti:
“Türk Silahlı Kuvvetleri askeri tedbirleri misliyle alıyor. Fransızlar da Türk deniz kuvvetlerinin karşılarında olduğunu biliyor. Ancak burada önemli olan diplomatik faaliyetler. Uluslararası hukuk ihlallerine karşı durup kayda geçirmenin yapılması lazım. Sessiz durulmaması lazım. Fransa yıllardır Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne üs alıyor. Askeri sonuç açısından ciddi bir fark yaratacak bir durum yok. Türkiye açısından bir beka sorunu yok. Ancak dış politikada bunca kazanım Paris ve Lozan Anlaşması mevcut. Türkiye 2019’da deniz yetki alanlarını bildirmişti. Bunu hiçe sayacak diplomatik hareketlere karşı takipçi olunması gerek. Türkiye diplomasi ve dış politikada uysal ve edilgen bir pozisyonda devam ediyor. Benim itirazım da buna. Kıbrıs’ın üs olarak kullanılması 7 Ekim 2023’ün hemen arkasından yaşanmıştı. Süreç, NATO altında pek çok devlet Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne özel kuvvetler konuşlandırılmasıyla başladı. Amaçları gerektiğinde İsrail’e destek vermekti. Kıbrıs Adası bir uçak gemisi. Bekasında sıkıntı olsa da Kıbrıs Adası çok önemlidir. Bunu Atatürk de söylemişti. Onlar da orayı bu kapsamda değerlendiriyor. Orada bir askeri varlık bulundurarak İsrail’i desteklemeyi ve Doğu Akdeniz’i merkezi hale getirmeyi hedefliyorlar. Türkiye’nin uçakları göndermesi nereden geldiği belli olmayan ancak daha sonra Lübnan’dan geldiği iddia edilen insansız hava araçlarının oradaki İngiltere üslerini hedef aldığı belirtilmesinin ardından geldi. Türkiye kuvvet koruması ve Kuzey Kıbrıs’ın bekası için oraya uçak konuşlandırdı. Bu da Yunanistan’ın konuşlandırmasına denk geldi. Türkiye, garantör devlet olarak gerektiğinde Kıbrıs Adası’nın korunmasına dönük bir faaliyet gerçekleştirdi. Orada Akdeniz Kalkanı Harekatı var ve yıllardır yürütülüyor. Türkiye’nin gemi, birlik ve uçak konuşlandırmasında olağanüstü bir durum yok. Kıbrıs’ın stratejik önemi de her daim devam ediyor.”
‘Türkiye, diplomasi yoluyla ikazlarda bulunmalı’
Fransa, İsrail ve Güney Kıbrıs arasındaki iş birliğinin yeni olmadığını kaydeden Bağcıoğlu, Türkiye’nin bu ittifaka karşı ciddi bir diplomatik süreç işletmesi gerektiği görüşünde:
“Fransa Kıbrıs Adası’nda yıllardır süren varlığını sürdürmeye çalışıyor. İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile en az 20 yıldır iş birliği yapıyor. Dolayısıyla burada tarihsel bir iş birliği var. Türkiye, Amerika ve İsrail Akdeniz’de 1995 yılında tatbikat yapmıştı. Daha sonra Türkiye buradan çıktı. Daha sonra Noble Dina isimli bir tatbikat yapıldı. Bu üçlü ittifak Türkiye’nin bekasına bir tehdit değil. Ancak diplomasi yürütmek ve bu konuya dönük itirazlarımızı kayda geçirmemiz gerek. Kuzey ve güneydeki savaş, bizim hava savunma sistemlerimizin süratle takviye ve modernize edilmesi gerektiğini ortaya koydu. Şu anda 3 bin 500 savunma projesi var. Askeri açıdan yapılması gereken etrafımızdaki şer ittifakı oluşurken 3 bin 500 projenin önceliklendirilmesi ile hava füze savunmasının güçlendirilmesi.Ancak bunun dışında diplomasi yoluyla en sert şekilde ikaz yapılması gerek. 1966’dan beri gayriaskeri statüdeki 23 adanın silahsızlandırılması Lozan ve Paris Anlaşmaları ile kayıt altına alındı. Yunanistan bunu her fırsatta aşındırıyor. Hulusi Akar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu gündeme getirmişti. Bu çıkışlar zamanla azaldı. Ancak gayriaskeri statüdeki adaların silahsızlandırılması devam ediyor.”
‘Barışın en etkili yöntemi caydırıcılığı sağlamak’
Yunanistan’ın Kerpe Adası’nda konuşlandırdığı patriotu Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne sevk ettiğini hatırlatan Bağcıoğlu, ‘bekalarına dönük tehdit’ iddialarının boşa düştüğünü söyledi. Bağcıoğlu, Türkiye’nin caydırıcı bir noktada durması gerektiği görüşünde:
“Yunanistan, İran savaşını gerekçe göstererek Kerpe Adası’na bir patriot konuşlandırdı. Gerekçe olarak İran’dan atılacak füzelere karşı bekasını sağlamayı sundu. Buna karşı bakanlık nota verdi ve yumuşak bir mesaj verildi. Yunanistan şu an bu patriotu tutuyor. Önümüzdeki süreçte bir ateşkes yaşanırsa bu patriot ne olacak? Yunanistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne bu sisteme ait mühimmatları sevk etti. Demek ki bekalarına dönük bir tehdit yok. Olsaydı bu mühimmatları göndermezlerdi. Ege’den başlayarak gayriaskeri statüdeki adaları aşındırmak konusunda anlaşıyorlar. Akdeniz’de 2020 Aralık ayından bu yana araştırma faaliyetimiz yok. Yabancı gemileri sokmuyoruz. Deniz kuvvetleri buna devam ediyor ancak araştırma yapmıyoruz. Mavi Vatan bilboardlarda kalmış bir olaya döndü. Burada bir sondaj faaliyeti yapsak fena mı olur? Biz muhtemelen Avrupa Birliği baskısı ve ABD telkinleri sebebiyle bir sessizlik içindeyiz. Ancak taviz tavizi getiriyor. Barışın en etkili yöntemi caydırıcılığı sağlamak. Kendi haklarımızı korumak için tedbir almamız lazım. Ege’deki faaliyetlerin azaltılmasını Avrupa Birliği telkinlerine bağlıyorum. AB’nin raporlarında Türkiye’nin ihlal sondaj ve araştırma gemisi faaliyeti yapmadığı belirtiliyor. Ege’deki faaliyetlerin azaldığı bir iki yıl önceki raporlarda yer alıyor. AB’nin demek ki telkinleri var bu konuda.”
‘İsrail’de çatışma yorgunluğu var, sadece asimetrik harp uygulayabilir’
İsrail’in Türkiye’ye fiziki bir savaş anlamında tehdit unsuru olamayacağını ifade eden Bağcıoğlu, asimetrik harp vurgusu yaptı:
“7 Ekim’den önce İsrail nüfusuna göre ciddi kalabalık bir grup Netanyahu karşıtı gösteriler yapmıştı. Bir anda 7 Ekim’de bu rüzgar değişti. Şu an Netanyahu’ya destek azaldı ancak yine de yüzde 50’nin üzerinde. Ben bunu iç politikaya dönük bir faaliyet olarak görüyorum. İsrail, Türkiye’ye normal bir harp anlamında tereddütü olabilecek bir devlet değil. İsrail’in hava gücü iyi olabilir ancak hiç eğitimli ve organize hava gücüyle karşılaşmadı. Kara kuvvetlerinin düştüğü hali de görüyoruz. Onlarda çatışma yorgunluğu var. Deniz kuvvetleri de aynı şekilde. İsrail’in Türkiye’ye en ufak bir tehdidi olamaz. Ancak asimetrik harbi çok iyi bir şekilde uygular. Türkiye’de siber saldırılar ve toplumsal hassasiyetleri kaşıyacak uygulamalar gibi asimetrik savaş uygulayabilirler. Tom Barrack ise bir ticaret adamı gibi çalışıyor. Barrack, sahibinin sesi oldu. Tahmin edilmez ve öngörülmez niteliğini sürdürmeye çalışıyor. Tüm açıklamalarını reddediyorum.”