Tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ, BirGün’de kaleme aldığı köşe yazısında, “Muhalefet paralize hatta imha edilmek isteniyor. Çünkü “butlan” kararı ile CHP bir bakıma Erdoğan’a teslim edilerek parti bir iç kargaşa ve kavgaya sürüklenmek isteniyor …
Tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ, BirGün’de kaleme aldığı köşe yazısında, “Muhalefet paralize hatta imha edilmek isteniyor. Çünkü “butlan” kararı ile CHP bir bakıma Erdoğan’a teslim edilerek parti bir iç kargaşa ve kavgaya sürüklenmek isteniyor. Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi yeniden yönetime getiriliyor. Ne yazık ki Kılıçdaroğlu bu onur kırıcı rolü, örtülü işbirliği ile kabullenmiş ve iktidarın açtığı yola girmiş görünüyor.” diye yazdı.
Merdan Yanardağ, bugün istinafın CHP Kurultayı’na yönelik mutlak butlan kararının ardından yaşananları kaleme aldı. Yanardağ, “Bir Ankara mahkemesinin Türkiye’nin en büyük ve iktidar adayı partisinin yönetimini, hukuk dışı bir karar vererek değiştirmek istemesi, iktidarın bir darbe rejimi kurduğunun açık kanıtıdır.” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:
“Bu, 19 Mart darbesinin üçüncü etabıdır. İlk dalga 19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu ve İBB yöneticilerinin “yolsuzluk” kumpası ile tutuklanmasıydı. İkinci etap ise Tele 1’e el koyarak benim ve arkadaşlarımın susturulmasına yönelik “siyasi casusluk” iftirası ile yapılan operasyondu.
Şimdi baskın bir erken seçim beklemek gerekir. Çünkü hesaplanarak ve belli bir plan dâhilinde yürütülen bir darbe girişimi ile karşı karşıyayız. Örneğin “butlan” kararının yaratacağı ekonomik sarsıntının bir yıkıma dönüşmemesi için, karardan önce aceleyle “varlık barışı” yasası çıkarılarak “kara para” yurt dışından çağrıldı. Erdoğan’ın karar çıkmadan (açıklanmadan) hemen önce ABD Başkanı D. Trump ile bir telefon görüşmesi yaptığı açıklandı. Trump, yine Erdoğan’ın çok iyi bir ortak olduğunu söyledi. Zamanlama çok ilginç değil mi? 19 Mart 2025’ten önce de bir görüşme yapıldığı ve konunun ele alındığını bir ABD’li senatör açıklamıştı.
Baskın bir erken seçim için, kontrollü bir muhalefet, denetim altına alınan ya da sınırlanan bir medya ortamı, ülkede yaratılan bir korku iklimi ve “bunlar gitmez” duygusunun yerleştirilmesi gerekiyordu.
Bunun da ötesine geçildi; muhalefet paralize hatta imha edilmek isteniyor. Çünkü “butlan” kararı ile CHP bir bakıma Erdoğan’a teslim edilerek parti bir iç kargaşa ve kavgaya sürüklenmek isteniyor. Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi yeniden yönetime getiriliyor. Ne yazık ki Kılıçdaroğlu bu onur kırıcı rolü, örtülü işbirliği ile kabullenmiş ve iktidarın açtığı yola girmiş görünüyor. Dolayısıyla kontrollü bir seçimin de ortamı oluşturulmuş oluyor. Bu bir seçimsiz rejim hazırlığıdır. Ancak bu hesap çarşıya uymayacak.”
(…)
Hastalıklı bir durum. Kılıçdaroğlu, adil bir yarış ile Kurultayı kaybettiğine hiç inanmadı. Çünkü kendi belirlediği delegelerin toplumdaki değişim istemine kayıtsız kalamadığını anlayamadı. Ben kendisiyle Kurultaydan sonra uzunca sohbet ettim, biliyorum. Uyardım, ama anlayacak durumda değildi.
Delegenin satın alındığına inanıyordu. Butlan hamlesi, darbenin zirvesidir. Çünkü Cumhuriyet’ten kalan tek kurum CHP’dir. Devleti bütünüyle ele geçiren ve Cumhuriyetin kurumlarını büyük ölçüde imha eden siyasal İslamcı iktidar, CHP’yi etkisizleştirmeden amacına ulaşamayacağını gördü. Özellikle Özgür Özel yönetiminin başarısından ürktü. CHP’yi paralize ettiği takdirde, ülkeyi teslim almasının önünde bir engel kalmayacağını düşündüğü anlaşılıyor.”
Yazının tamamını okumak için .