Ertuğrul Özkök | Birbirine 125 kilometre mesafede bir mezar ve kül dolu bir vazo

Dün akşam Fatoş Pınar Türker’in Silivri’deki duruşmada söylediklerini okuyorum. Aynı dakikalarda bütün WhatsApp gruplarımdan bu konuşmanın içeriği geliyor. Çocukları ile tehdit etmişler. Gözaltındayken soymuşlar. Bir demir kafes içinde, elleri …

Ertuğrul Özkök | Birbirine 125 kilometre mesafede bir mezar ve kül dolu bir vazo
Yayınlama: 11.06.2026
A+
A-

Dün akşam Fatoş Pınar Türker’in Silivri’deki duruşmada söylediklerini okuyorum.

Aynı dakikalarda bütün WhatsApp gruplarımdan bu konuşmanın içeriği geliyor.

Çocukları ile tehdit etmişler.

Gözaltındayken soymuşlar.

Bir demir kafes içinde, elleri kelepçeli 8 saat başka bir şehire götürülüp

getirilmiş.

Vicdanlı bir insanı ağlatacak cümleler…

Daha önce de dinlemiştik böyle şeyleri

Böyle şeyleri daha önce de dinlemiştik.

27 Mayıs darbesinde, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta…

FETÖ dönemi Silivri’sinde Nedim Şener’in kızına yapılanlar mesela……

Hepsi birbirine benzer tanıklıklardı.

Çok canım sıkıldı, Netflix’e girdim.

Daha önce seyrettiğim bir belgeseli yeniden gösterime sokmuşlar.

Adı “Victor Jara: Stadyumda katliam…”

Bugünü unutmak için dünü seyretmeye başladığım an 56 yıl geriye döndüm.

20 Temmuz 1970 günü mutlu bir Cumhuriyet çocuğuydum

20 Temmuz 1970 günü Paris’e ayak ilk bastığımda 23 yaşında, sol düşünceli, mutlu bir Türk genciydim.

Hayatımda ilk defa uçağa biniyordum ve ilk defa yurt dışına çıkıyordum.

İzmir’de Kahramanlar mahallesinde matbaa işçisi bir babanın oğlu olarak doğmuştum.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, beni İzmir’in devlet okullarında,

sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nda bedava okutmuştu.

Şimdi aynı devlet bana burs vererek, Fransa’da doktora yapmaya gönderiyordu.

Böyle bir Cumhuriyetin şanslı çocuğuydum.

İlk oyumu kullanmış ve İşçi Partisi’ne vermiştim

Ülkemde bir yıl önce seçim yapılmış, ilk defa oy kullanmış ve oyumu Türkiye İşçi Partisi’ne vermiştim.

Ülkem, 1960 darbesinin yaralarını sarmaya başlamış, sol partilerin de seçime girebildiği bir demokrasiye kavuşuyordu.

Fransa 2 yıl önce 68 Mayıs’ını yaşamış, bir özgürlükler ülkesiydi.

“Doğru zamanda, doğru yerdeyim” diye düşündüğüm günlerdi.

4 Eylül 1970: Hayatımda mutlu bir gün

Paris’e ayak basmamdan 4 ay sonra bizleri mutlu eden tarihi bir gelişme daha olmuştu.

4 Eylül 1970 günü Şili’de yapılan seçimleri Sosyalist Salvador Allende kazanmıştı.

3 yıl önce Che Guevara öldürülmüştü.

Latin Amerika solu hala yastaydı, bu kıtada silahlı devrim yoluyla iktidara gelme umutları darmadağın olmuştu.

Şimdi ise benim açımdan harika bir şey oluyordu. Bir sol lider seçimle, halkın oyları ile başkan seçiliyordu.

Venceremos; kelimesinin ‘kazandık’ olduğu gece

Latin Amerika’nın en coşkulu sloganı “Venceremos”, yani “Kazanacağız” sloganı, gelecek zaman kipinde bir umut olmaktan çıkıp, “Kazandık” gibi bir gerçeğe dönüyordu o gece.

Santiago sokakları yıkılıyordu.

Paris’in hala 68 ruhunu kaşıyan sokakları ise daha fazla yıkılıyordu.

Victor Jara’nın adını ilk defa o gece işittim

Victor Jara’nın adını ilk defa o gece, sokakta işittim.

Zülfü Livaneli sürgüne gitmemişti, ama Victor Jara sanki onun da habercisi gibi Şili’yi bir ucundan ötekine dolaşıyordu.

“Te Recuerdo Amanda” şarkısını da ilk defa o gece, sokaktaki insanların ağzından dinledim.

“Seni Hatırlıyorum Amanda” diyordu…

Yağmurda fabrika işçisi sevgilisine koşan kız

İnsana ilk bakışta bir aşk şarkısı izlenimi veriyordu.

Bir yıl önce yazmıştı bu şarkıyı.

Amanda adında bir kadın, yağmurlu bir sokakta koşarak fabrikada çalışan sevgilisi Manuel’i görmeye gidiyordu.

Aslında işçi sınıfının hayatını, sevgilerini anlatan olağanüstü bir şarkıydı…

Aynı günlerde Şili’nin iki öteki grubunun şarkılarını da öğrendik.

Quilapayún ve Inti-Illimani…

Şiddete ve silahlı mücadeleye inanmayan bir gencin mutluluğu

Allende’nin seçimle iktidara gelmesi, silahlı hareketlerden, şiddetten hiçbir zaman hazzetmeyen, kabul etmeyen genç solculuğuma o kadar iyi gelmişti ki…

Stalinist solcu arkadaşlarıma karşı haklı çıkmanın gururunu da taşıyordum.

Bütün bunlar da o barışçı ve halkın oyu ile iktidara gelen insanların müziği gibi geliyordu bana…

O yıl Crosby, Stills, Nash&Young’ın “Deja Vu” albümü çıkmıştı.

Müzikte 1960 BritPop dönemi bitiyor, Los Angeles’in Laurel Canyon çocukları Rock müziği içimizdeki değişim arzusunun bayrağı haline getiriyordu.

Ardından o uğursuz 11 Eylül 1973 günü geldi

Sonra birden her şey değişmeye BAŞLADI.

Ülkemde 12 Mart 1971 Askere muhtırası ile kapkara bir baskı dönemi başladı.

Ankara’da bıraktığım arkadaşlarımın hapise atıldığı haberleri geliyordu.

Ardından o uğursuz 11 Eylül 1973 günü geldi…

Şili’de askerler darbe yaptı.

Allende’nin başkanlık sarayı bombalandı.

O gece seçimle işbaşına gelmiş ilk sol kahramanımız Salvador Allende’nin elinde silah, Başkanlık Sarayı’ını savunurken öldüğü haberi geldi.

Kimine göre, hiç bir umut kalmadığını görünce, darbecilere teslim olmak yerine intihar etmeyi seçmişti…

O gece sabaha karşı bir haber daha geldi

O gece sabaha karşı bir haber daha geldi.

Victor Jara çalıştığı üniversiteden darbeci askerlece alınmış ve şehrin stadyumuna götürülmüştü.

“Eyvah” dedim.

“İnşallah oradan sağ çıkar…”

16 Eylül 1973: güzel bir sesin susturulduğu gün

17 Eylül 1973 günü Paris’te Saint Michel Meydanındaki Türk Öğrenci Birliği lokalindeydim.

Transistörlü radyodan Victor Jara’nın bir gün önce stadyumda darbeci askerler tarafından hunharca öldürüldüğünü öğrendik..

O an ağlamaya başladım.

O gün, umutlarla dolu gençliğimin bittiği gündü…

Te Recuerdo Amanda’yı söyleyen o şahane çocuk artık yoktu.

Şili halkının, işçilerinin, köylülerinin, gençlerinin sesi henüz 41 yaşına girmişti…

Öğrenci Birliği’nden çıktım, hep gittiğimiz L’Écolier adlı kafeye gittim.

70 metre ötemde Sorbonne’un koskoca bir öğrenci hareketine adını veren binasının kapısı görünüyordu.

Hayat devam ediyordu…

Önce Te Recuerdo Amanda’yı çalan ellerini kırdılar

Sonraki günlerde Victor Jara’ya yapılan işkenceleri okuduk.

Stada toplananlar arasında onun da bulunduğunu farketmişler.

Diz çöktürüp dipçiklerle vurmaya başlamışlar.

Komutan, ellerini ileri uzattırıp, “o Komünist şarkıları bu ellerinle mi çalıyorsun” diye bağırmış gülerek.

Sonra dipçiklerle ellerini ezmeye başlamışlar.

Artık ayağa kalkamaz hale gelince, tribünlere çıkarıp, orada bir sedyenin üzerinde otomatik silahla kurşuna dizmişler…

O geceden sonra öğrendiğim şeyler

O olaylarda görev alan ve o dönemde zorunlu askerlik görevini yerine getiren erler anlatıyordu.

Adaletin gücünün bitip, yerini “Gücün Adaletine” bıraktığı anlarda zavallı insanların başlarına nelerin gelebileceğini anlatan ibretlik sahnelerdi her biri…

Victor Jara’nın eşi Joan anlatıyor

Victor Jara’nın eşi Joan Londra’da doğmuş bir dansçı.

1960’da tanışmışlar.

Kocası öldürüldükten sonra, hayatının sonuna kadar bir İnsan Hakları aktivisti olarak yaşadı.

Kocasının katillerini adaletin önüne getirmek için uğraştı.

Gözaltında, hapishanelerde kötü muamele, işkence gören insanların hakları için savaştı.

Yazdığı kitapta kocasının öldürüldüğü günleri anlattı.

Jara’nın morgda bir kenara atılmış cesedini teşhis

Jara’nın cesedi, Santiago’daki bir morgun yakınlarında, kurşunlarla delik deşik halde bulundu.

Eşi Joan Jara büyük risk alarak oraya gitti, cesedi teşhis etti.

Her tarafı kan içindeymiş.

Kolları ezilmiş, gitar çalan elleri paramparçaymış.

Kanla kaplı yüzünü görememiş…

O günlerde askerî yönetim korkusu nedeniyle cenazeye neredeyse kimse katılamadı.

Joan Jara ve birkaç yakın dostu, onu sessizce Cementerio General de Santiago’da toprağa verdi.

Ama darbe sonrasında Şili’de yapılan ilk sessiz muhalefet gösterileri işte o mütevazı mezarın başında başladı.

İnsanlar sessizce gelip, şarkılar mırıldanıyor ve çiçek bırakıyordu.

Mezarı 36 yıl sonra açılıp Adli Tıp’a götürüldü

Sonra köprülerin altından başka sular akmaya başladı.

Demokrasinin ve özgürlük döneminin sularıydı bunlar.

Ölümünden 36 yıl sonra Jara’nın mezarı açıldı.

Kalıntıları adli incelemeler için çıkarıldı ve ardından devlet törenine yakın bir katılımla yeniden defnedildi.

Binlerce kişi Santiago sokaklarında yürüdü; gençler, işçiler ve sanatçılar onun şarkılarını söyledi.

Korkular girince o mezarın başında gürül gürül söylenen şarkılar

Artık o korkular gitmişti. Bu defa şarkılar yüksek sesle ve avaz avaz söyleniyordu.

Korkma sırası, o insanlara işkenceleri yapanlar, kötü muamele edenler, öldürenlerdi.

Yine de şanslılardı.

Gücün yargısı gitmiş, gerçek adaletin gücü gelmişti.

Yani adil bir yargılanmayı onlar bile hak edeceklerdi.

Mezara en çok bırakılan hatıra eşyası gitar penaları

Joan Jara 12 Kasım 2023’de Santiago’da öldü.

96 yaşındaydı.

Bir ömür eşinin katillerinin peşinde geçmişti.

Kocası Victor Jara’nın yanına gömüldü.

Bugün mezarlarını ziyaret edenler çiçeklerin yanı sıra gitar penaları, küçük notlar ve şarkı sözleri bırakıyorlar.

En çok bırakılan notlardan biri, onun son şiirlerinden gelen şu cümle oluyor:

“Canto que ha sido valiente, siempre será canción nueva.”

“Cesur bir şarkı, her zaman yeni bir şarkı olarak kalacaktır.”

Öldürüldüğü stat bugün onun adını taşıyor

Şili halkı onun için bir şey daha yaptı.

Darbeden sonra Santiago’da katledildiği eski “Estadio Chile” stadının adı da “Estadio Víctor Jara” olarak değiştirildi.

Dikkat ettiyseniz şu ana kadar 1973’de darbeyi yapan kişinin adından hiç söz etmedim.

Normaldir, çünkü tarih şeref sayfasına onun değil, Victor Jara’nın adını yazdı.

Şili halkı zalim diktatörün görev süresini uzatmadı

Darbeci generalin adı Augusto Pinochet’di…

11 Eylül 1973 darbesiyle iktidara geldi ve 1990’a kadar Şili’yi yönetti. Ancak hayatının son yılları, darbenin o şaşalı günlerinden çok farklıydı.

1988’de görev süresini uzatıp, ölünceye kadar iktidarda kalabilmek için referanduma gitti.

Ama Şili halkı oylarıyla bunu reddetti.

1990’da demokratik seçimler yapıldı ve o da koltuğunu bıraktı.

Eski diktatörlerin tutuklanma dönemi açılıyor

Ondan sonrası onun için hiç kolay olmadı.

Tam anlamıyla hüküm giyip hapse girmedi, ancak çok sayıda dava ile karşı karşıya kaldı.

1998’de tedavi için gittiği Londra’da, İspanyol yargıcın talebi üzerine tutuklandı.

Bu olay, eski devlet başkanlarının insan hakları suçları nedeniyle başka ülkelerde de yargılanabileceği fikrinin dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçti.

Daha sonra Şili’ye döndü…

Ancak; İnsan hakları ihlalleri, Faili meçhuller, kayıp insanlar, İşkence, Yolsuzluk ve gizli banka hesapları nedeniyle çok sayıda soruşturma ve dava açıldı.

Uzun süre iktidarda kalmak sonsuz bir garanti değildi…

Kimsenin ziyaret edeceği bir mezar yok

10 Aralık 2006’da, 91 yaşında Santiago’da kalp ve solunum sorunları nedeniyle öldü.

Devlet töreni yapılmadı. Bunun yerine askerî tören düzenlendi.

Vasiyeti doğrultusunda yakıldı ve külleri Santo Domingo yakınlarında Los Boldos çiftliğinde, özel aile mülkünde muhafaza edilmektedir.

Yani kimsenin ziyaret ettiği bir mezarı yok…

Bugün Victor Jara’nın Santiago’daki mütevazı mezarı çiçeklerle dolu.

Ondan 125 kilometre uzaklıktaki çiftlikte, bir vazo içindeki külleri ise kimse hatırlamak bile istemiyor.

Gücün adaleti ile Vicdanın adaleti arasındaki fark işte bu.

İspanya’nın diktatörü ise bir mahalle mezarlığında

Yine de bu, İspanya’yı 30 yıl zalimce yöneten diktatör Franco’nunkinden daha şanslı bir sondu diyebilirsiniz.

Francisco Franco 1975’te öldüğünde Madrid yakınlarındaki Valle de los Caídos denilen anıtsal bir mezara gömülmüştü.

Ancak İspanyol halkı gaddar diktatöre anıtsal bir mekan verilmesini içine sindiremedi.

2019 yılında kalıntıları buradan çıkarıldı ve Madrid’deki küçük bir belediye mahalle mezarlığı olan Mingorubbio’ya gömüldü.

O da eşinin yanında yatıyor…

Diktatörler yaşarken kendilerine anıtsal bir istikbal hayal edebilirler.

Ama tarih zalimlerin kaderini hiç de onların vasiyetlerine uygun yazmıyor.

Bir Victor Jara ninnisi ile uykuya dalmak

Dün akşam yine Victor Jara’yı dinledim.

“Te Recuerdo Amanda” ne kadar hüzünlü ama umut vaadeden bir şarkı olduğunu bir kere daha hissettim.

Aradan 56 yıl geçmiş…

Diktatörler gelmiş, gitmiş…

İlahi kanun hepimiz için geçerli…

Zalimin de bir eceli var…

Sonra Jara’nın harika ninnisi “Duerme, Duerme Negrito’yu” dinledim.

Uyumuşum…

Demek ki, 79 yaşında huzursuz ve umutsuz insanların bile başucunda ninni söyleyecek birine ihtiyacı varmış.

( ALINTI )

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.