Çözüm süreci komisyonunda sona gelindi | Hukukçulardan ana dilde eğitim ve umut hakkı vurgusu
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 13’üncü toplantısının başlangıcında konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyonda dinleme faslının sonuna gelindiğini söyledi. Kurtulmuş, “Müzakerelerimizi tamamlayarak bundan sonraki süreçle ilgili gerekli olan atılacak adımların çerçevesini çizen, çok kapsamlı bir çerçeve raporu ortaya koyarak Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nin bu konularda çalışma yapmak üzere tavsiyelerini genel kurula iletiriz” dedi. Hukukçular Derneği’nin açıklamasında en temel kırmızı çizginin devletin üniter yapısı olduğu mesajı öne çıkarken, Özgürlükçü Hukukçular Derneği, Anayasa’nın 42‘nci maddesinin “Eğitim ve öğretim kurumlarında Türkçenin yanı sıra yaşayan diller ve lehçelerde anadilde eğitim yapılabilir” şeklinde revize edilebileceği görüşünü gündeme getirdi. Umut hakkı konusunun kritik olduğu belirtilerek, Türkiye’de 4 bin ağırlaştırılmış müebbet alan hükümlü olduğunun altı çizildi. Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği’nden yapılan açıklamada da CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu hatırlatılarak, “Potansiyel cumhurbaşkanı adayı cezaevindeyken barıştan söz edilemez” denildi ve parlamenter sisteme dönülmesi gerektiğini savundu.
Hukuk örgütlerinin dinleneceği Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 13’üncü toplantısı başladı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan Sumud tepkisi: Bundan sonra çanlar katil Netanyahu ve çetesi için çalmaya devam edecek
“Kırmızı çizgi üniter devlet”
Toplantıda söz alan ilk isim Hukukçular Derneği’nden Mehmet Melih Gülseren oldu. Kürt sorununun çözümüne dair süreçteki sihirli kelimenin ‘samimiyet‘ olması gerektiğini ifade eden Gülseren, Hukukçular Derneği için en temel kırmızı çizginin devletin üniter yapısı olduğunu söyledi.
Kürtçe SMS önerisi
Sürecin sağlıklı yürümesi için toplumu kin ve nefrete sevk eden provokatif eylemlere, yazılı ve görsel basın açıklamalarına, sosyal medya paylaşımlarına izin verilmemesi gerektiğini belirten Gülseren, “Hatta bu süreçte bilgi kirliliğine karşı ve güven inşası için süreçle ilgili olarak Kürt kökenli vatandaşlarımıza ilgili kurumlarca Kürtçe SMS’ler gönderilebilir” önerisini sundu.
“Af niteliği taşıyan adımlar tepkilere yol açar”
Gülseren bazı önerilerini öyle dile getirdi:
“Öncelikle sosyal haklara ilişkin düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Bunun yanında ekonomik adımlar arttırılmalı, toplumda bir ön kabul sağlandıktan sonra infaz yasası, terörle mücadele kanunu gibi mevzuat düzenlemeleri gündeme alınmalıdır. Unutulmamalıdır ki cezaevindeki terör hükümdüleri ve tutuklularının tahliyesine yönelik beklentiler bugün için toplum tarafından kabul edilebilir değildir. Özellikle şehit ailelerimizin ve gazilerimizin hassasiyetleri zedelenmemelidir. Af niteliği taşıyan her türlü adımın ciddi toplumsal tepkilere yol açacağı göz önüne alınmalıdır.”
TMK ve TCK önerileri
Özgürlükçü Hukukçular Derneği’nden Serhat Çakmak da hukuk sistemine yönelik eleştirilerini iletti. Anayasa Mahkemesi, HSYK gibi kurumların üyelerinin siyasi parti aidiyeti olan cumhurbaşkanı tarafından atanmasının yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine gölge düşürdüğünü söyledi.
Çakmak, yargı bağımsızlığının sağlanması için önerilerini rapor olarak sunduklarını ifade etti ve süreç kapsamında atılabilecek adımlara dair bazı önerilerini şu şekilde sıraladı:
“Anayasa’nın 42. maddesi revize edilebilir”
Çakmak, anadili hakkına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu ve bazı öneriler sundu. Çakmak, Anayasa’nın 42‘nci maddesinin “Eğitim ve öğretim kurumlarında Türkçenin yanı sıra yaşayan diller ve lehçelerde anadilde eğitim yapılabilir” şeklinde revize edilmesini önerdi. Çakmak ayrıca Milli Eğitim Kanunu‘nda “Türkiye’de yaşayan vatandaşların farklı dil ve kültürlerinin yaşaması için gerekli imkanların sağlanması” ifadesinin yer almasını önerdi.
Toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı önündeki engellere de dikkat çeken Çakmak, “İstanbul’da serbest olan bir mesele Van’da Diyarbakır’da yasak hale geliyor” dedi. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin İçişleri Bakanlığı iznine bağlı olması hükmünün kaldırılmasını önerdi.
Cenazelere yönelik saldırılar
Cenazelere yönelik saldırılar olduğunu kaydeden Çakmak, “Bu ülkenin asıl ruhu olan manevi duyguların yaşatılması için cenazelere saldırıların sona ermesiyle ilgili yasa değişikliklerinin yapılması gerekmekte” dedi. Çakmak Adli Tıp Kurumu ile ilgili düzenlemeler yapılmasını önerdi.
Temel metinleri konuşmalıyız
ÖHD adına konuşan diğer isim Ekin Yeter Moray, ‘ortak gelecek inşa edilirken Anayasa gibi temel metinlerin konuşulması gerektiğini’ ifade etti. Toplumsal sözleşmenin kurucusunun halk olması gerektiğini kaydeden Moray, eş zamanlı olarak demokratikleşme adımlarının da atılması gerektiğini söyledi.
“Umut Hakkı temel mesele”
Umut hakkının temel meselelerden olduğunu ifade eden Moray, “Komisyonun önüne alması gereken ilk mesele umut hakkı. Türkiye’nin imzacısı olduğu sözleşmeleri uygulamak durumunda olduğu, ara karar taslaklarına uyma yükümlülüğü olduğu aşikar” dedi.
Umut hakkının sadece Öcalan’ı ilgilendirmediğini ifade eden Moray, Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan 4 binden fazla hükümlü olduğunu söyledi.
631 ağır hasta mahpus
Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları’nın tartışmalı kararları olduğunu ve bu kararlarla hükümlülerin ikinci kez ceza aldığını, cezaevlerinde kaldıkları sürelerin uzadığını anlatan Moray, kendilerine yapılan başvurulara göre 359 kişinin Cezaevi İdare gözlem Kurullarının kararları doğrultusunda tahliye edilmediğini, 631 ağır hasta mahpusun da tahliye beklediğini ifade etti.
“Potansiyel cumhurbaşkanı adayı cezaevindeyken barıştan söz edilemez”
Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği’nden Kemal Akkurt, emek, özgürlük, dayanışma ekseninde geliştirilecek politikalar ile çözüme erişilebileceğini söyledi. Toplumsal muhalefetin ortak bir hedef etrafında birleşmesi gerektiğini kaydeden Akkurt, “Kutuplaşmalar, toplumsal barışın zedelenmesine yol açmaktadır” dedi.
Türkiye’deki siyasal atmosfere dikkat çeken Akkurt, “Potansiyel cumhurbaşkanı adayı, belediye başkanları, öğrenciler suçsuz yere cezaevindeyken barıştan söz etmek mümkün değildir” diye konuştu.
“Güçlendirilmiş parlamenter sisteme süratle geçilmeli”
“Terörsüz Türkiye’yi iktidarın ömrünü uzatacak bir araç olmaktan çıkartıp çoğulcu bir demokrasi hedefi ile yeniden tanımlanmalıdır” ifadesini kullanan Akkurt, toplumsal barış, adalet ve huzur için yapılacak anayasa değişikliği ile güçlendirilmiş parlamenter sistemine süratle geçilmesi gerektiğini ifade etti.
Akkurt’un çözüme yönelik diğer önerileri arasında ise şunlar yer aldı:
“Örgüt legalize edilmemeli”
Hukuki Araştırmalar Derneği Başkanı Hasan Oymak, Kürt ve Türk vatandaşları arasında bir ihtilaf olmadığını söylerken, “Terörsüz Türkiye sürecinde nifak sokan terör örgütünün ortadan kaldırılması meselenin önemli bir kısmını çözecektir” dedi.
Silahlı eylemlerde yer alanların mutlaka ceza almaları gerektiğini kaydeden Oymak, silahlı eylemlerde bulunmayanların da kapsamlı br denetim sürecine tabi tutulması gerektiğini söyledi. Oymak, “Terörsüz Türkiye süreci terör örgütünün legalize edilme sürecine altyapı oluşturmak için yapılmamıştır” ifadesini kullandı.