Greenpeace’ten COP31 öncesi çağrı: Fosil yakıtlardan uzaklaşma planı gerekiyor

Birleşmiş Milletler’in (BM) teknik müzakere süreci olan Bonn İklim Değişikliği Konferansı (SB64) 8 Haziran’da Almanya’nın Bonn kentinde başladı. Kasım ayında Türkiye’de gerçekleşecek COP31’de alınacak kararların ilk adımı olan konferansı Greenpeace …

Greenpeace’ten COP31 öncesi çağrı: Fosil yakıtlardan uzaklaşma planı gerekiyor
Yayınlama: 10.06.2026
A+
A-

Birleşmiş Milletler’in (BM) teknik müzakere süreci olan Bonn İklim Değişikliği Konferansı (SB64) 8 Haziran’da Almanya’nın Bonn kentinde başladı. Kasım ayında Türkiye’de gerçekleşecek COP31’de alınacak kararların ilk adımı olan konferansı Greenpeace Türkiye ekibi de yakından takip ediyor.

Konferansın üçüncü gününde Greenpeace’in düzenlediği basın toplantısında Greenpeace Türkiye direktörü Berkan Özyer ile birlikte Greenpeace Avustralya Pasifik COP31 Lideri Dr. Simon Bradshaw, Greenpeace Brezilya Uluslararası Politikalar Uzmanı Camila Jardim ve Greenpeace İklim ve Vergi Adaleti Kampanya Sorumlusu Clara Thompson söz aldı.

“Afşin-Elbistan deneyimi bir ilham kaynağı”

Özyer, basın toplantısındaki konuşmasına Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne yapılması planlanan ek ünitelerin ÇED raporunun iptali için açılan davaların 11 Haziran’da görüşüleceğini hatırlatarak başladı.

Bu yalnızca yerel bir çevre sorunu değil. Yükselen popülizm, ekonomik darboğazlar ve siyasi krizlerin küresel iklim eylemini tehdit ettiği bir dönemde, bu dava bir umut ışığı olarak siyasi baskı altında bile yerel direnişin ve güçlü sivil toplum hareketlerinin fosil yakıt devlerine karşı koyabileceğini kanıtlıyor. Türkiye’deki bu deneyim, dünyanın her yerinde benzer mücadeleler veren taban hareketleri için güçlü bir model ve bir ilham kaynağı sunuyor.”

Türkiye’nin 37 kömür santraliyle Avrupa’nın en büyük kömürle elektrik üreticisi konumunda bulunduğunu hatırlatan Özyer, kömürün bedelini halkın ödediğini ve bunun sadece Türkiye’ye özgü bir hikaye değil; fosil yakıt bağımlılığının küresel hikayesi olduğunu söyledi.

“Elektrifikasyon çözümün yarısı”

“Daha iyi bir gelecek ulaşılabilir. Güneş enerjisi artık Türkiye’nin en ucuz elektrik kaynağı” diyen Özyer önceki gün Bonn’da açıklanan Türkiye’nin COP31 Eylem Gündemine dair şöyle konuştu:

2035 yılına kadar nihai enerji talebinin %35’ini elektrikten karşılamayı hedefleyen yeni küresel hedefi memnuniyetle karşılıyor ve güçlü bir şekilde destekliyoruz. Ancak elektrifikasyon çözümün sadece yarısı. Elektrifikasyon sonrasında yeni günlük yaşamlarımızı, endüstrilerimizi ve ulaşım sistemlerimizi eski kömür, petrol ve gazla beslersek, krizi çözmek yerine sadece kirliliği başka bir yere kaydırmış oluruz. Gerçek iklim liderliği, sadece temiz enerjiden bahsederek olmaz. Bunun için kömür başta olmak üzere tüm fosil yakıtlardan cesur ve adil bir çıkış tarihi vermek, sistemli ve planlı bir uzaklaşma planı belirlemek gerekir.”

“Yeni kömürlü termik santral yapmama taahhüdü verin”

“İhtiyacımız olan şey, siyasi irade ve bu geçişin bedelini işçilere ve topluma ödetmeyen, onları merkeze alıp kimseyi geride bırakmayan gerçek bir adil geçiş” diyen Özyer Türkiye hükümetine taleplerini şöyle sıraladı:

Yeni kömürlü elektrik santral yapmama taahhüdü verin; fosil yakıtlardan çıkış için kapsamlı ve adil bir geçiş stratejisi geliştirin ve uygulayın; tüm fosil yakıt sübvansiyonlarını aşamalı olarak kaldırın; 1,5°C yol haritasıyla uyumlu mutlak emisyon azaltım taahhüdünde bulunun; iklim mevzuatının kapalı kapılar ardında hazırlanmamasını, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kapsayıcı diyaloga dayalı demokratik ve katılımcı bir yönetişim süreciyle ortaklaşa oluşturulmasını sağlayın. COP31, uzak hedeflerin sergilendiği bir vitrin olmaktan öteye geçip gerçek bir uygulama için itici güç görevi görmeli. Tüm dünyanın, küresel toplum adına fosilsiz, dirençli ve adil bir geleceğe nihayet söz vermesi gerekiyor. COP31’i tam da bu yüzden bir dönüm noktası yapmak istiyoruz.”

Dünyanın en zengin %0,01’lik kesiminin yıllık iklim borcu yaklaşık 1 trilyon ABD doları

Greenpeace Afrika’nın hazırladığı “Aşırı Servetin Yarattığı İklim Borcu” başlıklı raporu da Clara Thompson basın toplantısında paylaştı. Rapora göre, son derece varlıklı çok az sayıda kişi, yüksek karbon salımına yol açan faaliyetlere sahip olmaları, bu faaliyetlere yatırım yapmaları ve karbon yoğun yaşam tarzları nedeniyle, iklim üzerinde orantısız bir zarara yol açıyor.

Rapordan öne çıkan veriler şöyle:

Araştırmaya göre, küresel servet dağılımında en tepedeki %0,01’lik dilimde yer alan ortalama bir kişinin, mülkiyet temelli iklim borcu; küresel servet dağılımında en üst %10’luk dilimde yer alan ortalama bir kişinin mülkiyet temelli iklim borcunun 130 katından fazla.

Küresel en zengin %0,01’lik grubun ortalama bir üyesinin 2022 yılındaki mülkiyet bazlı iklim borcunun 1,24 milyon ABD doları olduğu tahmin ediliyor. Bu rakam, 506.783 ABD doları olarak tahmin edilen tüketim bazlı iklim borcunun iki katından fazla olup, iklim sorumluluğunu değerlendirirken yalnızca tüketimin (örneğin, kirliliğe neden olan özel jetler) ötesine bakmanın önemini vurguluyor.

Çalışma, 2022 yılında en zengin %1’lik kesimin tüm mülkiyet temelli emisyonların yaklaşık %41’ini oluşturduğunu tahmin ederken, en üst %1’lik gelir grubuna atfedilen tüketim temelli emisyonların oranı ise %16,5.

Servet ve mülkiyet temelli iklim sorumluluğu nispeten az sayıda ülkede yoğunlaşırken, en büyük iklim kırılganlığına sahip ve iklim finansmanı ihtiyaçlarıyla karşı karşıya olan ülkelerin çoğu, küresel servetin sadece küçük bir payını oluşturuyor.

( BÜLTEN )

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.