Türkiye’nin aşması gereken ana sorunlar

İktidar geçtiğimiz süreçte bir yol ayrımındadır; ya demokrasi ve hukuku kabul ederek süreci başarıya ulaştırıp bölgenin en güçlü demokrasisi olacağız ya da demokrasi ve barışı reddederek yalnızlaşıp güçsüzleşecek ve müdahalelere açık hale geleceğiz. Siyasal iktidar ya bu anlamda kendisi değişir ya da Türkiye’nin önündeki engel olmaktan çıkartılarak, ilk seçimde değiştirilir, Türkiye yoluna öyle devam eder

Türkiye’nin aşması gereken ana sorunlar
Yayınlama: 28.04.2026
A+
A-

Prof. Dr. Ahmet Özer

Giriş

Bugün Türkiye’nin içinden geçtiği zor koşullarda çözmesi gereken dört temel sorundan bahsedilebilir.

  • Birincisi, hukuku bir sopa gibi kullanarak ana muhalefeti sindirmeye ve zayıflatmaya çalışmaktır.
  • İkincisi, Öcalan’ın çağrısı ile başlamış olan barış sürecini provokasyonlara yol açmadan nihayete erdirmektir.
  • Üçüncüsü, İsrail’in ve ABD’nin İran’a saldırması ile Ortadoğu’da başlayan ateş çemberinin etkilerine Türkiye’yi sokmadan bu süreci atlatmaktır.
  • Ve dördüncüsü, bunların üstünde cereyan ettiği ve nasıl şekilleneceğine dair temel belirleyici unsur olan ekonomik krize çözüm bulmaktır.

İktidarın da ayakta kalıp kalmaması, bu birbiriyle ilişkili dört ana konudaki tutumuna, başarısına ya da başarısızlığına bağlı olarak şekillenecektir.

Ana muhalefete olan baskı

30 Ekim 2024 tarihinde Esenyurt Belediye Başkanı olarak benim düzmece iddialarla tutuklanmam ile başlayan ve giderek baskı dozu artan operasyonlar, gelinen noktada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu ve onlarca belediye başkanı, yüzlerce bürokratın tutuklanması ile devam ediyor.

İktidarın buradaki amacı nedir?

1) En güçlü Cumhurbaşkanı Adayı İmamoğlu’nu devre dışı bırakmak,

2) En önemli iktidar alternatifi olan CHP’yi terör ve yolsuzluklarla ilişkilendirerek itibarsızlaştırmak, parti içi karışıklık çıkartarak CHP’yi zayıflatmak,

3) Bunlardan sonuç aldığı takdirde sonucu önceden belli olan bir seçimle Rusya tipi bir model inşa etmektir.

Bu noktada CHP’nin başarısı; 1) birliğini koruması, 2) sokağı hareketlendirmesi, 3) toplumun ilgisini yaşanan hukuksuzluklara çekmesi ve 4) yaşanan süreci canlı ve diri tutmasına bağlıdır.

CHP, bunları başardığı takdirde, ekonomik krizin de etkisiyle yapılacak ilk seçimde AKP iktidarına son verip Türkiye’yi demokratik parlamenter sisteme geçirerek önünü açabilir, toplumu rahatlatabilir. Bu kötü senaryodan çıkışın yolu budur.

Barış sürecinin sonucu Erdoğan’a bağlı

Bahçeli’nin cesur çıkışı sonrası, Öcalan’ın uğraşıyla PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakacağını açıklaması Türkiye açısından tarihi bir fırsat penceresi açtı. Zira yıllardır süren çatışmalarla 50 binin üzerinde insanın canına ve 1 trilyon $ kaynağa mal olmuş bu sorun aynı zamanda siyasette otoriterleşmenin, ekonomide ise eşitsiz gelişmenin gerekçesi yapıldı hep.

Şimdi bu gerekçe ortadan kalktığına göre, o zaman AKP iktidarının süreci uzatmadan (çünkü süreç ne kadar uzarsa provokasyonlara açık olma riski o kadar artar) hukuka dönmesi ve demokratik adımları atması gerekir.

Ne ki Bahçeli’nin bu konuda gösterdiği kararlılık ve samimiyet, AKP cenahı tarafından gösterilmediği görülüyor. İktidar her nedense risklerine rağmen işi ağırdan alıyor.

Bunun iki nedeni olabilir:

  • Silah bırakma deklarasyonuna karşı duyulan güvensizlik
  • Sürecin AKP’ye oy kaybettirme kaygısı.

Oysa bu sürecin başarılı olmasının en başta gelen koşulu niyettir. Niyet bu konuda yapmanın yarısıdır. AKP daha önce de (2013-2015) buna niyet etmiş ama son anda oy kaygısıyla masayı devirmişti.

Bugün ise durum farklıdır. Şimdi kendini (şartsız biçimde) fesheden ve silah bırakacağını deklere eden bir örgüt var ortada. Bu sürecin başarısı atılacak demokratik adımlara (tutuksuz yargılamaya, AYM ve AHİM kararlarının uygulanmasına, kayyumlara, infaz yasasına, sivil ve demokratik bir anayasaya) bağlı olarak gelişecektir.

AKP toplumda yüksek bir beklentiye dönüşmüş kayyımlar konusunda henüz bir adım atmış değil. İnfaz yasasına tam meclise sunacakken geri çekti ve en önemlisi CHP’ye karşı hukuku bir sopa gibi kullanmaya devam ediyor, geçiş süreci yasasını da teyit ve tespit şartına bağlamış. Bütün bu tutum ve tavırlar sürecin başarısını zora sokuyor.

Zira toplumun yarısı karşıya alınarak, hukuka dönülmeden, demokratik adımlar atılmadan barış sürecinin başarıya ulaşması mümkün değildir. AKP’nin bir karar vermesi lazım.

Ben dün düşmanlaştırdığım ve şeytanlaştırdığım DEM ile barıştım, şimdi onun yerine CHP’yi düşmanlaştırıyorum deyip bu yola devam edemez. Bu işler siyasi mühendislikle yürümez.

Ya “Terörüz Türkiye’yi”, “Demokratik Türkiye” ile buluşturacağız ya da süreci akamete uğratıp siyaseten hepimiz kaybedeceğiz. Üçüncü yol olan otoriterizm ise çıkmaz yoldur. Hem ülke için hem 24 yıldır ülkeyi yöneten AKP için.

ABD/İsrail – İran savaşı

ABD’nin yedeklediği İsrail’le birlikte Orta Doğu’daki Politikasının temel amacı 1) İsrail’in güvenliğini sağlamak 2) enerji kaynaklarına ulaşabilirliği sağlamak 3) kendilerine göre kodladıkları “Haydut devlet ve örgütleri” dize getirmektir. Bu politikayı da çıkar, tehdit, taahhüt politikasıyla yürütüyor.

Bu çerçevede birinci amacı gerçekleştirmek adına epeydir programladıkları bir saldırıya nihayet hayata geçirdiler. Amaç, nükleeri sıfırlamak, füze kapasitesini yok etmek ya da en alt seviyeye çekmek, vekil güçlerle İran’ın ilişkisini kesmek ve Hürmüz başta olmak üzere enerji kaynaklarına ulaşılabilirliği sağlamaktır. Onlar açısından bu döneler hasıl olduktan sonra İsrail’in lehine müzakere ile sonuçlanacak gibi görünüyor.

Aksi senaryo olan nükleer dehşet dengesini bozacak bir girişim, dünyayı bir felakete götürür ki şimdi bu emperyal devletlerin de bu safhada istedikleri bir şey değildir.

Her ne kadar şimdilik ateşkes sağlanmış olsa da savaş potansiyeli ortadan kalkmış değil.

Türkiye’nin tavrı

Burada önemli olan Türkiye’nin tavrı ve durumudur: Birincisi Erdoğan iç cephe güçlendirme çağrısını neye tekabül ediyor? İkincisi barış sürecinin bu gelişmelerden olumsuz etkilenip etkilenmemesidir.

Elbette iç cephe güçlü olmalı, iç cephesi güçlü olmayan bir ülke zayıf olur, dış müdahalelere açık hale gelir. Ancak burada bahsedilen güçlenme Türkiye’nin mi yoksa iyice zayıflayan iktidarın mı güçlendirilmesidir?

Türkiye’nin bu dönemde çok güçlü olmakla çok zayıf olmak arasındaki bu kritik eşikte oyalanması ya da barışın siyasal hesaplara kurban edilmesi büyük bir hata olur.

Muhalifleri içeri atarak iç cephe güçlendirilemez

Etrafımız ateş topluna dönmüşken, iç cephe nasıl güçlü olur: Toplumsal barışla olur, kutuplaşmanın ortadan kalkmasıyla olur. Şimdi ne oluyor? İktidar kendi siyasi ikbali için iç barışı şimdi bizatihi kendi elleriyle ihlal ediyor. Milyonlarca oyu temsil eden halkın temsilcilerini zindanlara kapatıp sonra onların mensup olduğu partilere “gelin iç cepheyi birlikte güçlendirelim” demek ne kadar inandırıcı olur?

Öte yandan barış sürecini hızlandırmak yerine ipe un sererek, bekle gör politikası izlenerek güvensizlik göstererek iç cephe güçlenmez. Türkiye’nin Orta Doğu’da güçlenmesi ve iç cepheyi güçlendirmesi için demokrasiye dönmesi, hukuku kurum ve kuruluşlarıyla tarafsız ve adil işletmesi ve bunu uygulamada göstermesi gerekir. Aksi takdirde bir yandan yargı şiddetini kullanarak rakibe baskı yapmak, öte yandan iç cepheyi güçlendirme çağrısı birbiriyle taban tabana zıttır. Bunun elbette siyasi ve hukuki bedelleri vardır ve olacaktır. Zira söz konusu muhalefet partileri de iç cephenin birer unsurudurlar.

Sonuç

İktidar geçtiğimiz süreçte bir yol ayrımındadır; ya demokrasi ve hukuku kabul ederek süreci başarıya ulaştırıp bölgenin en güçlü demokrasisi olacağız ya da demokrasi ve barışı reddederek yalnızlaşıp güçsüzleşecek ve müdahalelere açık hale geleceğiz. Siyasal iktidar ya bu anlamda kendisi değişir ya da Türkiye’nin önündeki engel olmaktan çıkartılarak, ilk seçimde değiştirilir, Türkiye yoluna öyle devam eder.

Üstelik iktidarın tek zayıf karnı bu da değil, toplumun canından bezdiren ekonomik kriz iktidarın aleyhine işlemeye devam ediyor. Toplumun kahir ekseriyeti artık bu iktidara güvenmiyor. Oysa bütün işlerin ve iş birliklerinin temelinde güven vardır, güvensizliğin başladığı yerde ise her şey biter.

*Görevden uzaklaştırılan Esenyurt Belediye Başkanı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.